1 Aralık 2010 Çarşamba

Tüm Ümidinizi Kaybetmek Özgürlüktür

Dövüş kulübü adlı filmi birçoğunuz izlemişsinizdir. Bana izlemek yeni kısmet oldu. Oradaki sözlerden biridir bu... “tüm ümidinizi kaybetmek özgürlüktür”.

Filmle ilgili aklıma kazınan tek şey bu cümle. Zaten pek film hastası olduğum söylenemez. Arada içimden gelir, bir film izlerim, beğenir keyif alırsam, aynı filmi defalarca izlerim, sanki ilk defa izliyormuşcasına. Sevdiğim şeylerden sıkılmadığımdan belki, ya da filmin her köşesine ince ince takılıp kalmadığımdan, bilmiyorum.

Bazı filmlerde ise ufak detaylar dikkatimi çekiyor ve film bittikten sonra da o detay aklımda kalıyor. Velhasıl, dövüş kulübü adlı filmde aklımda kalan şey de bu cümle oldu.

Tüm ümidinizi kaybetmek özgürlüktür...

Ümit...
Bizi hayata bağlayan en önemli etkenlerden biri. Ümit ettikçe yaşıyoruz, bağlanıyoruz hayata.

Ama burada aslında hayata dair bütün ümidinizi kaybetmekten bahsetmiyor. Eğer öyle olsa hayat olmaz, insan yaşayamaz zira.



Bazen öyle ümitlere sarılıyoruz ki, esir alıyor bizi adeta. Belki de sonu olmayan ya da sonu başından belli olan ümitler yüzünden günlerimiz, gecelerimiz, aylarımız, yıllarımız boşa gidiyor. Ne zaman ki o ümit ettiğimiz şeyin boş bir ümit olduğunu, sonunun olmadığını anlıyoruz, işte o zaman özgürlük başlıyor. Yeniden doğuş bir nevi. Nasıl ki insan doğarken, dünyaya ilk gelişte sancılı bir süreçten geçiyorsa, bu yeniden doğuş da sancılı oluyor illa ki, ama ruhumuz özgür kalıyor, sahip olduğu bedeniyle birlikte yeni hayatına özgürce alışmaya çalışıyor.

Aslında ben bu sözü irdeleyince, atalarımızın meşhur sözü vardır hani, o geldi aklıma: “delisi olan her gün, ölüsü olan bir gün ağlar”.

Bence bu iki sözün de özü aynı.

En sevdiğimiz gözümüzün önünde hasta yatağında, belki kanser. Her gün acı çekiyor. Her gün hastaneler, krizler, koşturmalar, korkular, aynı heyecanlar sil baştan yaşanıyor, diken üstünde bir halde. Sevdiğiniz insan, anneniz belki bir yanda gözünüzün önünde acı çekiyor, bir yanda siz hiçbir şeye tutunamıyorsunuz. Ölüm korkusu aklınızdan çıkmıyor kimi zaman. İşe gitseniz aklınız evde, arkadaşınıza gitseniz aklınız yine evde, kafam dağılsın biraz sinemaya gideyim deseniz aklınız yine evde, ayrıca annenizi evde bırakıp gitmenin vicdan azabı da cabası. Velhasıl, hayat iptal oluyor. Bedeniniz bir yerlere zorunlu olarak gidip gelse de aslında hiçbir zaman o gittiğiniz yerlerde olamıyorsunuz. Bir tek gün bile gülemiyorsunuz, aklınız tek bir şeye takılı kaldığından. Aklımızı da bedenimizi de ruhumuzu da takılı bırakan şey, ümit. Dört gözle iyileşmesini ümit ediyoruz. Ayağa kalkacağı günü hayal ediyoruz. Kimileri şanslı, bir yıl sonra belki annesi ayağa kalkıyor, ama kimileri de tam tersine kayıba uğruyor, belki bir yıl belki iki yıl belki daha farklı bir süre sonra. İki sonuçta da yeni bir hayat başlıyor. Sevdiğimiz insanı kaybederek sonuçlanan hikayede acı çekiyoruz, sancı çekiyoruz bu yeni hayatın başlangıcında. Ama adı üstünde hayat, ona da alışıyoruz ve hayatımıza devam ediyoruz, kaybettirdikleriyle, kazandırdıklarıyla.

Sonuçta ümidimiz bittikten sonra, hayatımıza devam ediyoruz. Ama bir konuda ümit ettiğimiz sürece, süreç uzadıkça hayatımıza çoğu kez normal bir şekilde devam edemiyoruz. Aklımız hep olması gerekenden farklı yerde oluyor.

Bir iş görüşmesine gidiyorsunuz, ümitleniyorsunuz, aklınız orada kalıyor. Oradan haber gelene kadar var olan işinize olması gerektiği gibi konsantre olamıyorsunuz. Ta ki olumsuz cevabı alana kadar. Olumsuz cevabı öğrenip, bütün ümidinizi kestiğiniz zaman işinizin başına dönüyorsunuz.

Sevgilinizle kavga ediyorsunuz, bütün geceniz gününüz zehir oluyor, ertesi günü ne işinize ne başka bir şeye olması gerektiği gibi veremiyorsunuz kendinizi. Çünkü ümidiniz sizi bekletiyor, barışma ümidi. Barışma süreci ne kadar hızlı olursa, hayata devam etme süreci de hızlanıyor. Ya da tam tersi, belki ayrılacaksınız sürecin sonunda. Olsun. Önemli olan sürecin sonlanması. Biraz acı çekip, yeni doğumunuza, yeni hayatınıza özgür bir şekilde başlayacaksınız.

Platonik aşıksınız. Aman allahım, nasıl bir heyecan o öyle çocuk gibi. Ama aklınız yerinden oynuyor onu görünce. Bir kere yüzünü göreyim, bir kere sesini duyayım diye ölüyorsunuz, eriyorsunuz. Acaba o da beni istiyor mu, acaba o da seviyor mu, acaba acaba acaba diye kafanızı kemirip duruyorsunuz. Bir ümitle bekliyorsunuz. Günlerinizi, gecelerinizi, bazen aylarınızı, bazen yıllarınızı adıyorsunuz, bir ümidin bekleyişiyle. Sonunda bir gün bir bakıyorsunuz, ikiniz bambaşka alemlerdesiniz. Biriniz aşkınızın ümidiyle yanıp tutuşuyor, diğeri ise gönül eğlendirmesinden başka bir halt etmiyor. Bunu hissettiğiniz anda ümidinizi kaybediyorsunuz. İçiniz acıyor belki, hayalleriniz suya düşüyor, emekleriniz boşa gidiyor, bir yandan illa onunla olsun istiyorsunuz, bir yandan kırılıyorsunuz. Ama olsun. Artık belirsizlikten kurtulmuş oluyorsunuz. Acabalar gidiyor, özgür oluyorsunuz. Biraz sancılı bir süreçten sonra, yeni hayatınıza özgür bir şekilde başlayabilirsiniz, daha güçlü, daha kararlı bir şekilde, adım adım.

Velhasıl, insanın ümidini kaybetmesi bazen iyidir. Bazen acıdır, ama yine de iyidir. Hayat zaten bir acı bir tatlının bir araya gelip dengelenmesi değil midir? Acı da olacak tatlı da. Dengelenip iyi olması önemli olan, sağlıklı olması.

Sağlıklı, huzurlu, özgür, mutlu hayatlar dileğiyle...

27 yorum:

crazywomenrosemary dedi ki...

Ah Bahar kokuları nasılda miss gibi kokuyor taze metnin,temana bayıldım
FIGHT CLUB u 3 kez izledim felsefesine hayran kaldım.Sende bunun üzerine neler, neler eklemişsin.Düşüncelerin doğru ve olması gereken..Filmde birde şu sözü vurguladılar,"Siz eşyanız değilsiniz."Eşyalarla yaşama tutunabileceğimizi sanıyoruz.Oysa onlardan kurtulduğumuz da gerçek özgürlük başlıyor.Bizlere hep alış_veriş çılgınlığı pompalanıyor.Çılgınlar gibi alıyoruz.Aldıkça mutlu olacağımızı sanıyoruz. Oysa hiçte öyle değil.Farkında olmadan bağlanıyoruz,özgürlüğümüzü kaybediyoruz..

Hatırlattığın iyi oldu arşivime dalayım bir kez daha izleyeyim..:))

crazywomenrosemary dedi ki...

HIM..burasını sessiz gördüm..Bloğumda ÖDÜL ün var canım gel hem kahve de içeriz olmaz mı? :))

springoss dedi ki...

eşyalar...gereksiz çul çaputlar diyorum ben onlara...hele bir de o gereksiz çul çaputlar için hayatı kendimize zindan etmiyor muyuz, aman allahım ne akılsızca bir iş. bir kadının, bir elbise almak için yüzlerce mağaza dolaşması...ne aklım alıyor, ne ruhum kaldırıyor bunları izlemeyi..dediğin gibi korkunç bir alışveriş çılgınlığı, saçmasapan modalar, ve bunların esiri olan insanlar, özellikle kadınlar...ne diyelim, herkes nasıl mutlu oluyorsa öyle yaşasın. biz özgürlüğü seviyoruz madem biz de tadını çıkaralım özgürlüğümüzün...

hımmmm, kahve dediğini duydum sanki bu arada, can damarımdan vurdun beni:)

deepblueeagle dedi ki...

aman aman ümidimizi kaybetmeyelim de :))) en önemli gücümüz o.

bak, bir de ne var, politikada, savaşlarda filan, en çok "hiç ümidi olmayanlardan" korkarlar. çünkü sahiden de en özgür onlar. yani, en tehlikeliler. :) kaybedecek bir şeyi yok.

springoss dedi ki...

evet deep haklısın. ümit besleyelim, ama boş ümitleri bırakmasını da bilelim ki özgür kalıp yeni ümitlere yer açalım ;)

umituymaq dedi ki...

ümit etmek akıp giden hayatın boğazına sarılmak gibidir, ve her ümit ediş bir ümitsizlikle son bulur,

daha serin durup hayatın bize getirdikleri ile yetinmeyi bilmeliyiz,

springoss dedi ki...

umituymaq, süpersin, eline sağlık...

zarathustra dedi ki...

ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır. Nietzsche

springoss dedi ki...

çok doğru zarathustra, sağolasın...

Schrödinger'in Kedisi dedi ki...

her kimyacının olmazsa olmaz izlemesi gerekn bir filmdir ve de felsefeye özenen kalıplardan kurtulmak isteyen zihinlere mis gibi bahar kokusu düşüverdirir :)

springoss dedi ki...

schrödinger'in kedisi, ben de her kimyacı gibi izledim, kurtuldum, ohh :))

toprak dedi ki...

acı çekmek özgürlükse özgürüz ikimiz de, bu da ümide değişik bir bakış açısı, galiba ümit edilenin gerçekleşebilme ihtimalinin yüksekliği ümidi olumlu, zayıflığı ise olumsuz yapıyor. yoksa ümit etmeden yaşayamaz insan, ümitler bitince ölürüz. çoğumuz 30 umuzda ölüp yetmişimizde gömülüyoruz.

springoss dedi ki...

@toprak, çok haklısın. Bedenimiz dünyada var olduğu sürece ümitsiz kalmayalım, 30'umuzda da 40'ımızda da 50'mizde de, ümitlerimizle birlikte, olması gerektiği gibi, dolu dolu yaşayalım, inşallah...

toprak dedi ki...

inşallah

mon clementier dedi ki...

Merhaba,
Cok memnun oldum sizi sabah sayfamda gorunce bende onceden birkac yaziniziokuyup cok begenmistim fakat her seyi takip edemem diye biraz yavas ilerliyorum .Bu arada bende sizin gibi bir kimya muhendisiyim
Clementier

springoss dedi ki...

Clementier, çok memnun oldum hem burada gördüğüme, hem de meslektaş olduğumuza. Hoşgeldin;)

Ben de sürekli takip edemiyorum, düzenli okuyamıyorum, ama unutmayayım diye, sevdiğim blogları hemen takibe alıyorum ki, vaktim olduğunda bakayım hepsine. Senin blogunu da çok beğeniyorum, inşallah daha bol vakitte daha uzun süre ayırıp kahve içmeye gelicem bloguna, meslektaşım ;) sevgiler...

mon clementier dedi ki...

Beklerim sevgili springoss
Muhendiligi yapmiyorum ama hep kullanirim o bilgileri ara ara

francesca mckennitt dedi ki...

Sanırım izlemeyen azınlıktanım ben de :) Ama felsefesini hele ki oradan yola çıkıp bu kadar güzel şeyler yazmanı çok sevdim :)

Telekinesis dedi ki...

ek: Sağlıklı, huzurlu, özgür, mutlu, paralı, villalı,arabalı raad hayatlar dileğiyle.

springoss dedi ki...

@clementier, mühendislik yapılmasa da, kimya mühendisliği bambaşka bir bakış açısı sağlıyor insana. garip bir meslek. iyiki okumuşum diyorum :)

@francesca, bir kimya mühendisi adayı olarak filmi mutlaka izlemelisin. Bir de yazmadığın deney raporlarını bir an önce yaz ki çabucak mezun olasın ;)

@Telekinesis, oradaki mutlu kelimesi var ya, o çok sihirli bir kelime. İnsan bütün hayallerini gerçekleştirince en mutlu olur. Artık hayalinde ne varsa, hepsini onun altında toplayabiliriz :)) Mesela benim hayalimde gemicikler filan var :) Villalı, Gemicikli, arabalı, rahat mı rahat hayatlar :)) xyz türünden herhangi bir hayal atanabilir denkleme :))

MetaLchesH dedi ki...

Yeni farkettim blogumu takip ediyormuşsun, teşekkür ederim ilk önce. Fight Club bize okuduğum ve yeni mezun olduğum sinema ve tv bölümünde ders olarak gösterildi. Modern anlatılar içindeki en iyi filmlerden birisi olarak gösteriliyor çoğu otorite tarafından. Hatta kapitalizmin kendi kendini eleştirisi falan olarak da görenler var bu filmi. Bana göre bu filmin o kadar övgü alması gayet doğal, tüm sinematografik öğeleri üst üste koyduğumuzda ve anlatısına baktığımızda başta bayağı karmaşık görünen bu filmi her izleyişimizde içindeki her diyaloğun özenle yazıldığını her sahnenin bir anlam taşıdığını görüyoruz. Kuşkusuz bir baş yapıt Fight Club. Sinema tarihibe adını çok sağlam filmlerle yazdırmış David Fincher'ın bu eserini beğenen eminim bu filmi de beğenecektir. SHUTTER ISLAND. 2009 yılında vizyona giren bu filmi ustaların ustası Martin Scorse'se yönetti, başrolde de Leonardo Di Caprio var. Scorse-Di Caprio birlikteliğinin dördüncüsü gerçekleşti bu filmde. Öyle bir film ki seyircisini adeta bir köşeden bir köşeye yatırıyor senaryosundaki gizemlerle. Başta polisiye bir film izlenimi yaratıyor. İlerleyen sahnelerde bunun öyle olmadığını, filmin aslında psikolojik bir gerilim filmi olduğunu görüyoruz. Di Caprio gerçekten oyunculuğun hakkını verererek oynuyor. Gayet babyface olmasına rağmen her rolün üstesinden hakkıyla geliyor. Martin Scorsese ''Auteur'' yani yaratıcı olarak kabul edilen yönetmenlerden. Bazı sinemasal öğeleri ve ayrıntıları, çoğu filminde ortak olarak kullanıyor. Bu filmde de o öğelere rastlıyoruz. Şimdi uzun uzun o öğelerden bahsetmeyeyim, eğer bu filmi izlerseniz ve ilerde yönetmenin diğer filmlerini de izlerseniz o öğelere zaten rastlarsınız. Psikolojik gerilim filmlerini sevmiyorsanız bile bu filmi tavsiye ediyorum size. Neden diyebilirsiniz şimdi. Filmde yaratılan ambiyans ve senaryonun işlenişi, tarihin, savaşın, bir akıl hastasına etkisi ve tüm bunların etkilediği yapay bir evren. İzleyin ve görün, insan zekasının mükemmelliğine ve insanın düşünme yeteneğine bir daha tanık olacaksınız.

springoss dedi ki...

@MetaLchesH, hoşgeldin ve çok teşekkür ederim böyle güzel bir yorum için, emeğin için.

süper bir film takipçisi olduğumu söyleyemem ama Shutter island filmi tek kelimeyle muhteşemdi. Bir kere izledim, hatta çok gerildim rahatsız oldum izlerken, ama gerek oyunculuklar gerek kurgular olsun o kadar hayran kaldım ki, dayanamadım iki kere daha izledim. Bir filmi beğenmezsem hiç izlemiyorum, beğendimmi de defalarca izliyorum, sanki ilk defa izliyormuşcasına :)
ve bence Scorse-Di Caprio birlikteliği gayet güzel. İkisinin olduğu her film bence özel yapıtlar ve öyle olacak.

umituymaq dedi ki...

@Telekinesis, oradaki mutlu kelimesi var ya, o çok sihirli bir kelime. İnsan bütün hayallerini gerçekleştirince en mutlu olur.

yazarımızın bu yorumuna bir anım ile renklendireyim :)

yaklaşık 15 sene evveldi, işyerimden eve dönmek için servisin son durağından yaklaşık yarım saat dolmuşlarla daha yolumvar eve gitmek için, durakta beklerken bir kamyon durdu gel götüreyim, ii beleş dedik bindik, kamyon cillop daha yeni çıkmış fabrikadan, evine gidiyor şöforü 25 senelik şoförlük hayatında ilk defa kendi kamyonuna binmiş kolaymı anlatıyorda anlatıyor, yol bitti, indim bir baktım ki peşinden kasanın arka kapağına yazdırmış "hayallerimin zirvesindeyim" bunu düşünmek lazım işte hayallerinin zirvesine çıkmak iyi birşeymi yoksa değil mi?!?

Telekinesis dedi ki...

valla hocular,
ben maddiyata ve dış görünüşe önem veririm. sizin gibi manevi değeleri olan biri değilim. doğru olan sizin fikirleriniz ve mutluluk istekleriniz.

ben raadım

gezergen dedi ki...

Ümit : Sabırlı bir bekleyişdir, benim için. Amaca giden yolda sabredebilmektir. Bu bağlamda benim için ümitsizlik demek amaçsızlık demektir, gidecek yolunun olmaması demektir. Ümitsizlik demek yaşamamak demektir.
Filme göre konuşacak olursam, karakterin yaşantısını değil, saçtığı dehşeti anlatıyor. Ümitsizliğin tehlikeli olduğunu vurguluyor, derim...
Bu yüzden hepimiz en azından bir tane Ümit adında birisiyle tanışıp ümitsizlikten kurtuluyoruz =D

ilknur dedi ki...

bahar nerelerdesin yeni yazılar yeni kelimeler yeni cümleler bekliyorummmm :) sevgiler

springoss dedi ki...

@umituymaq, herkes nasıl mutluysa öyle yaşasın tabiki

@telekinesis, hastayım senin şu raadlığına :)

@gezergen, hoşgeldin bloguma :)

@ilknur, bahar yoğunluktan kafayı yemek üzere ilknurum, çok yakında dönecek inşallah sahalara :)kimbilir belki yarından da yakın :)