25 Kasım 2012 Pazar

Pazar Konseri

Her hafta Pazar günü gelip de evde olduğumda aklıma gelir... Pazar Konseri ve (Rahmetli)Hikmet Şimşek.

Çocukluğum gelir sonra aklıma. Tabi yine çocukluğumun Pazar günlerindeki diğer yayınlar, Voltran, Alf, Cosby Ailesi, Bizimkiler...

Ama ilk gelen aklıma hep pazar konseri olur. Sabah saatlerinde yayınlanırdı belki ondan. Belki de adının Pazar ile başlamasından. Belki de müziğe olan tutkumdan...


O zamanlar her ne kadar müzikten pek anlamasam da severdim Pazar konserlerini. Yaşıtlarımla kıyaslayınca böyle bir programı o yaşlarda sevmem oldukça anormal olsa gerek. Zaten hayatımın hiçbir evresinde normal olmadım ki ben. Ta o zamanlardan belliymiş ruhumun "yaşlı" bir ruh olduğu...

Bu konserleri izlerken, enstrüman çalan kadınlara özellikle dikkat ederdim. Bir yanda parmaklarını kemanın klavyesi üzerinde gezdirişleri, bir yanda yayı tellerin üzerinde ahenkle dans ettirmeleri, bir yandan harcadıkları eforun yüzlerine, mimiklerine yansıması...nasıl hayran kalırdım, daha o yaşta... Evdekilere derdim "beni de konservatuara gönderin noolur" diye. Fakat onların o zamanki zihniyetleri "konservatuar okuyup serseri mi olcan" dı. 


Konservatuar okuyamadım. Zaten sonra unuttum gitti. Derken Türk müziğine ilgim başladı. Bunda ailemin çevresinde Türk müziğiyle ilgilenenlerin etkisi büyüktü tabi. Pazar konserlerinde keman çalan ablalar bende öyle bir hırsa neden olmuş ki meğer, ud gibi zor bir aleti 6 ay içinde şakır şakır çalıp notaları da şakır şakır okumaya başlamıştım. Sonra da çok güzel şarkılar söylemeye başladım. Okuldu, üniversiteydi, iş güçtü dertleri gelene kadar da müziği hiç bırakmadım. Fakat gün geldi bir bıraktım, bir daha da hiç kavuşamadık. Sonra da gel zaman git zaman, işlemeyen demir pas tuttu....

Velhasıl, her pazar aynı sahneler gözümün önünden geçer durur. Konserler, korolar, söylenen şarkılar...hala imrenirim her konser izlediğimde. 

Her konser izlediğimde, sahnede hayal ediyorum kendimi. Çoğunlukla elimde mikrofon. Ne yalan söyliyim, konser veren insanları kıskanmıyorum da değil. Ben de hayal ediyorum o an, en sevdiğim şarkıları, arkamda büyük bir orkestra ile yüzlerce kişi önünde söylediğimi. Herkes alkış tutuyor. Bense dalmış alemlere geziniyorum...


Muhteşem Yüzyıl

Sayın başbakanımız yine bir yerlerde konuşuyor. 

Muhteşem Yüzyıl dizisine yönelik yaptığı eleştiriyi aynen paylaşmak istedim. Zira bunlar sonra medyadan siliniyor, yok oluyor bulup okuyamıyoruz. Bu eleştirisi zaten bildiğimiz şey. Rahmetli Meral Okay hayattayken anlatıyordu zaten aldığı tehditleri. Tevekkeli değil, kadıncağız o kadar hayat dolu bir insan olmasına rağmen kanser belasına çok kısa sürede yenik düştü...

Velhasıl, aynen şunları söylüyor başbakan:

"Bugün Türkiye’ye sığınan Suriyeli, kardeşlerimiz muhaliflerin değil zorba, zalim Beşar’ın zulmünden kaçarak geldi. Biz Dumlupınar’daki şehitlerimizi zihniyetliyle hareket ediyoruz. Biz Domaniç’te Osmanlı’yı kuran ruhun anlayışı ile hareket ediyoruz. Muhalefete bakıyorsunuz Gazze’de Suriye’de Sudan’da ne işiniz var diyor. Biz ecdadımızın gittiği her yere gitmek zorundayız.  Ama bunlar sanıyorum ecdadımızı televizyon ekranındaki Muhteşem Yüzyıl’daki gibi zannediyorlar. Biz öyle bir Kanuni bilmiyoruz. O Kanuni’nin ömrü 30 yıl at üstünde seferlerde geçmiştir. Ben o dizilerin yönetmenlerini de o televizyonun sahiplerini de milletimin huzurunda kınıyorum. Bu konuda ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gereken kararı vermesini bekliyoruz. Bu değerlerle oynayanlara milletçe gereken dersin hukuk içinde verilmesi gerekir."

 Kendisinin alakasız konuları evirip çevirip birbirine bağlama yeteneğine hayranım. Suriye meselesini bir güzel çevirip televizyondaki muhteşem bir program olan "Muhteşem Yüzyıl" a bağlamış, helal olsun diyorum. 

Kanuni Sultan Süleyman, malumunuz 46 yıl boyunca padişahlık yaparak tahtta en uzun süre kalan Osmanlı Padişahı. Bu süre zarfında da 13 kere sefere çıkmış. Bu sayı da yine ona en çok sefere çıkan padişah ünvanını kazandırmış. Batı'da kendisine "Muhteşem Süleyman" denmesinden esinlenerek de sanırım dizinin adı Muhteşem Yüzyıl olarak konuldu. 

Başbakan, Süleyman 30 yıl at üstünde seferlerdeydi diyince öyle bir gülme geldi ki bana anlatamam. Sanırsın bu süre zarfında adam hiç memlekete ayak basmadı, doğan çocuklarını da başkaları peydahladı. Ayrıca niye 30 yıl dedi başbakan onu da anlamadım. Kanuni tahtta 46 yıl kalmadı mı? At üstünde seferlerde olduğu sürenin hepsini toplasan o da 10 yıl gibi bir şey eder. Bu 30 yıl nerden çıktı? Bize bi izah etsin lütfen kendisi.

Cümle alem, tarih kitapları ve arşivler sayesinde biliyor zaten o dönemde nasıl bir hayat yaşandığını. Hürrem Sultan'ın nasıl bir kadın olduğunu yedi cihan duydu da biz mi duymayalım? Ha bu arada kendi öz oğlunu boğdurarak öldürten Kanuni değil de başka biri mi acaba? 

Kanuni'ye saygımız şükranımız sonsuz tabi ki, milletimizin adını dünyaya duyurduğu için. Fakat kimsenin değerlerimizle oynadığı filan yok. O dönemdeki hayatın gerçeklerini okuyup da haberi olmayan insanlara en azından yansıtıyor bu diziler. Okuyup haberi olanlar da yapımın ve oyunculukların kalitesinden keyif alarak bir program seyretmiş oluyor. Bırakın artık şu değerdir bilmemnedir işini. Bu işte değerimiz kabul edin bi zahmet. Gerçekleri görmeye tahammülünüz yoksa izlemeyin, okumayın. 

Ama zaten bütün mesele millete izletmeyip okutmamak tabi orası ayrı...



19 Kasım 2012 Pazartesi

ATA'M

Ah be Ata'm...

Sen bütün hayatını bu gökdeniz, bu dağlar taşlar başka hiçbir yerde yok diye bu memlekete adadın. Bu memleketse nerelere geldi şimdi...

Ben ve benim gibi bazıları var hala sana minnettar olan, dualar eden. 

Benim seni dualarımdan eksik ettiğim tek bir gün bile yok. Ruhun her daim huzur içinde ışık içinde olsun diye dualarım. Bir kadın olarak sana öyle minnetarım ki, dünyanın dört bir yanına gidip ülkemi temsil ettiğim her vakit seni anıyorum ve şükrediyorum bu imkanlara sahip olabildiğim için.

Sen bu ülkenin öküzlerinin bir nebze de olsa adam olabilecekleri bir yolda yürümelerine vesile oldun, o yolu açtın. Fakat o öküzler adam olmadı Ata'm. Okumuşu, okumamışı, dindarı, dinsizi, cümleten pek bir meraklı öküz olmaya şu günlerde. Dört bir yanımız öküzlerle çevrili anlayacağın...

Benim gibi bazıları daha seni çok özlüyor olsa gerek ki, bu yıl daha çok insan anıyor, arıyor seni Ata'm. Cumhuriyet Bayramı'nda yüzbinlerce insan sokaklardaydı, ellerinde bayraklarla marşlar söylerek. Biz de bütün aile sokaktaydık. 10 Kasım'da da binlercesi gibi yanındaydık Ata'm. 

Sen bir daha gelmezsin ama, keşke senin gibi bir tane daha gelse be Ata'm. Şöyle bir çeki düzen verse de kendimize gelsek...


Geleneksel Merkür Geri Gitme Şenlikleri

Merkür gerçekten yine görevini çok iyi yapıyor. Elektronik cihazlardaki aksaklıklar, iş dünyasındaki aksaklıklar, iletişimdeki aksamalar....Her şey gerçekten dört dörtlük. Günlerdir bloguma yazı yazmaya çalışıyorum o bile olmuyor, sürekli hata veriyor alet. Bu sebepten kendisine ithafen bir iki cümle yazayım dedim. Belki sesimi duyar da biraz daha haraketlerine çeki düzen verir.

Bak merkür kardeş, geri gidiyorsun anladık. 26 Kasım'a kadar da proses devam edecek onu da anladık. Ama bizim günahımız ne ki bu kadar geri gidiyoruz senlen beraber her seferinde. Dünyam tersine döndü yeminle ya. Bi rahat ver artık ama ya. Ya da ne bileyim gideceksen de efendi efendi git.