26 Ekim 2011 Çarşamba

Felaketler Ülkesi

Tam bir felaketler ve dengesizlikler ülkesinde yaşıyoruz.

Her gün bir felaket üstüne diğerinin haberi geliyor. İnsanın boğazı düğümleniyor. Ne söz söyleyecek hali kalıyor şaşkınlıktan, ne yazacak. Aslında söyleyecek çok fazla şey olduğu zaman susuyor bazen insan. Ben öyleyim işte. Kimi zaman boğazım düğümleniyor üzüntüden o yüzden susuyorum bir süre. Kimi zaman da söyleyeceklerimin bir anlamı olmadığını, boşuna nefesimi tüketmemem gerektiğini düşünüp sustuğum da oluyor.

Şu sıralar üzüntümden, şaşkınlıktan susuyorum. Duyduklarıma, izlediklerime çok üzülüyorum. İçim acıyor. Önce üst üste gelen şehit haberleri. Sonra kış mevsimi gelmişken ülkenin en soğuk bölgesini yıkıp yerle bir eden Van depremi. Biz buradan elimizden geldiğince yardım gönderiyoruz, para gönderiyoruz, şunu bunu gönderiyoruz, dua ediyoruz. Amma ve lakin bütün bu olanları yaşamak çok başka bir şey.

Bir annenin evladını kaybetmesinin tarifi yok, bunu o anneden başka kimse anlayamaz. Eminim o anne keşke deprem olsaydı da enkaz altında kalsaydım, sokaklarda soğukta kalsaydım ama evladım hayatta olsaydı diye yakınıyordur. Diğer yanda enkaz altından çocuğunun cesedini çıkaran başka bir anne de yine benzer şekilde ağıtlar yakıyordur. Tüm bu yaşanan felaketlerin içinde bire bir yer alan herkese sonsuz sabır ve güç diliyorum, diyecek başka bir şey de bulamıyorum.

Ülkenin bir kısmı felaketlerle sarsılıyor, bir kısmı da yaklaşan kurban bayramı tatilini nasıl değerlendireceğini düşünüyor. Şöyle bir araştırayım dedim. Yurt içindeki birçok lüks otel tamamen dolmuş durumda. Yurt dışı turları da son kontenjanlarını doldururken ateş pahası hale gelmiş durumda. Hiçbir halk eşit koşullarda yaşayamaz tabi ki bunu biliyorum ama bu kadar dengesizlik olabilir mi diye de düşünmeden edemiyorum...

8 Ekim 2011 Cumartesi

Şehr-i İstanbul

Taşı toprağı altın İstanbul,

Adına şarkılar, türküler yakılan İstanbul,

Uğruna kanlar dökülen İstanbul,

 Milyonların aşık olduğu şehr-i İstanbul,

Ama ben seni sevemedim be İstanbul...


30 yıllık doğma büyüme İstanbul'lu olup da bir insan nasıl bu kadar nefret edebilir bu şehirden?
Sevmemek, yorgun olmak, sıkılmak, bunalmak değil benimkisi. Direk bizzat nefret etmek kendisinden.

Bir şeyi çok sevdiğin zaman nasıl ki tam olarak sebep bulamıyorsan, nefret ederken de çok somut sebepler bulamayabiliyor insan. Sadece çok yoğun bir his bu. Sevgisini de nefretini de en derin yoğunlukta yaşayan bir boğa burcu kadınının içinde hissettiği yoğun bir tutsaklık hissi belki de. Evet evet, işte kilit kelime bu. Tutsaklık. Bu şehrin bana hissettirdiği en büyük duygu ""tutsaklık" hissi. Özgür olmayı engelleyen bir şeyler var adeta. Halbuki milyonlara göre en büyük özgürlük İstanbul. Yoksa kendini kandırıyor olmasın bu milyonlar?

Özgürlük anlayışı sinemaya gitmek, konserlere, lüks restorantlara gitmek olan bir çoğunluğun yanılgısı olabilir mi acaba bu özgürlük? Bütün bu aktiviteler ve koşuşturmacalar bütünün de kendini unutmuş, ruhunu unutmuş büyük bir çoğunluk...

Ben de bu yüzden İstanbul'dan kaçıp, kendi dünyama kapatmış olabilir miyim kendimi acaba? Kendimle, ruhumla daha çok bir arada olabilmek, ruhumun derinliklerine özgürce ulaşabilmek, gerçek huzuru yaşayabilmek için...

Ne zaman sevmeye çalışsam, daha çok nefret ettim hatta bu şehirden. Ne boğazında balık yemek, ne adalarında dolaşmak, ne vapuruna binmek keyif vermiyor, adeta daha çok bunaltıyor beni, çünkü bütün bu keyif verici şeyler anlamsız bir kalabalığın, kargaşanın içinde gerçekleşiyor. Anlam veremiyorum. Benim için anlaması çok zor. Ama şunu biliyorum ki, bundan keyif alan insanların tek bir sebebi var. Kendilerinden, iç dünyalarından kaçmak. Bu yüzdendir ki onlar için tek mutluluk kalabalığın içiğindeki her türlü aktiviteler bütünü haline gelmiş. Bir gün sinemaya gider, bir gün konsere, bir gün lüks restorantlardan birine ve bunları yaparken saatlerce trafik içinde kalarak küfreder, ama sonunda egosunu tatmin eder...

Bense sadece uzaktan seyrediyorum. Böylesi çok daha iyi. Bir süre sonra çok daha uzaklardan seyredicem. O zaman belki daha çok yazıp, daha çok atıp tutma imkanım da olur hakkında, şehr-i İstanbul'un ve içindekilerin...