27 Kasım 2019 Çarşamba

X Eşittir Y!

Neden geldin?

En son Eylül ayının başlarında gittiğim Varşova’dan geçtiğimiz hafta İstanbul’a geldiğimden beri en çok duyduğum sorunun bu olmasına çok şaşkınım. 38 yıllık memleketime gelmek için insanlara açıklama yapmam gerekeceği hiç aklıma gelmemişti daha önce. Hoş açıklama yapmıyorum zaten orası ayrı. Ama ben açıklama yapmadıkça, insanların merakı daha da artıyor sanırım.

Merak edenlerin merakını gidereyim. Rakı içmeye geldim canlarım. Şöyle taze taze mezelerin olduğu güzel bir sofra, sofranın etrafında da kadeh tokuşturabileceğim birkaç dost. İşte bu kadar!

Ah be canlarım, ne meraklısınız o ninelerinizden miras kalan ve hiçbir hayrını görmediğiniz kalıplara sıkı sıkı tutunmaya. Eski püskü x eşittir y denklemleriyle doldurmaya bayılıyorsunuz beyinlerinizi. Ama bir şey diyeyim mi, daral geliyor bana o eski denklemlerden. Çünkü bana yeni yollar gerek. Yeni “x eşittir y”ler gerek.  Öyle çok önemli bir insan olmam da gerekmiyor. Önemli bir insan olup sıradan bir yol yürümektense, sıradan bir insan olup farklı yollar yürümek daha fazla şey katıyor bana. Ama hem sıradan bir insan olup hem de sıradan bir yol yürümek intihardan başka bir şey değil bana sorarsanız. 

Basit bir sorudan ta nerelere geldik. Hepi topu neden geldiğimi soruyor insanlar. Ama bence o kadar da basit değil işte! Çünkü insanlar diyor ki, sen yurt dışına gittiysen orada kalacaksın, senede bir kere ya da bilemedin en fazla iki kere gelip aileni görüp tatilini yapıp gideceksin. Ben öyle yapmadığım için onların zihinlerini rahatsız ediyorum. Çünkü x eşittir y hata veriyor, denklem bir türlü denkleşmiyor. 

Bu kadar sık gidip geldiğine göre zengin olmalı diyorlar herhalde. Halbuki aldığım bir uçak bileti onların aylık sigara ve kuaför masrafı belki de. Ya da kocasıyla arası mı bozuldu acaba diye merak ediyor olabilirler. Bilmiyorlar ki arada bir gidip gelince özlemenin tadı ne güzel. Hem özlediğin memleketine doyuyorsun hem sevdiceğini özleyip döndüğünde ona daha sıkı sarılıyorsun. Bir taşla iki kuş. Hem de hayatını basma kalıplara göre şekillendirmiyor olmanın özgürlüğünü yaşıyorsun o da üçüncü kuş. Hatta benim için en önemlisi bu üçüncü kuş sanırım. İçine sığamadığım kalıpları delip geçme fırsatı. 

Hayatta elbet x eşittir y denebilecek zaruri durumlar da var. Ama bu zaruri durumlar haricinde x olabilir y türü eşitliklerin sayısının çoğalması, hayatı daha mutlu yaşama ihtimalimizin de artmasını sağlıyor bence. Ne kadar çok x eşittir y, o kadar çok basma kalıp ve bu demek ki o kadar sana ait olmayan bir hayat demek. Başkalarının dayattığı denklemleri uyguladığın bir hayatta ne kadar mutlu olabilirsin ki? 

Ben ancak kendi denklemlerimi kurmaya başladığım günden beri yaşıyor hissediyorum kendimi. Öncesi sanki başkalarının hayatı gibi geliyor geriye baktığımda. X olabilir Y dediğim günden beri zihnimin tüm hücrelerine yayılan esneklik, hayatımın her noktasını esnetip genişletti. Yaşadığım müddetçe de esnemeye devam edecek. Köhnemiş denklemleriniz sizin olsun, ben zihnimi kirleten tüm x eşittir y lerle savaşmaya devam edeceğim ve hepsinden arındığım gün hayatımı daha genişlemiş daha özgürleşmiş bulacağım! 







16 Ekim 2019 Çarşamba

Uzun İnce Bir Yol


Şükür kavuşturana.

Bu sayfaya yazdığım en son yazıyı okudum. Zamana teslim olmak demişim. Sadece demekle kalmadım. Bunu gerçekten uyguladım, yaşadım. Hayatımın bir başka dönüm noktasına götürdü beni bu aydınlanma. Ve hala akıyorum o teslim olduğum hayatın akışı içinde. Bu aydınlanmayı yaşamama sebep olmuş her ne var oldu ise hayatımda, her birine ayrı ayrı teşekkür etmek istiyorum. 

Ben kendimi değişime açtıkça, hayatımda ardı ardına değişim dalgaları o kadar hızlandı ki, değiştiğim kendime ben kendim bile ayak uydurmakta zorlandım. Şimdi ona da alıştım. Bir dalga geliyor, hoop üzerinden atlıyorum, sonra yola devam. Bazen hop diye atlayamıyorum, biraz çırpınıyorum. Sonra diyorum Bahar çırpınma, Hiçbir şey yapamıyorsan dalganın geçip durulmasını bekle en azından. Bekleyip sular durulunca yüzmeye başlıyorum sonra.

Yaşadığım bu değişimlere ben bile ayak uydurmakta zorlanırken, çevremdeki insanların zorlanması kaçınılmazdı elbet. Zaten birçoğu ayak uyduramadı, o yüzden çok insanla yollarımız uzaklaştı birbirinden. Kimi yakın olanlar uzak oldu, kimi uzak olanlar ise daha yakın oldu bu süreçte. 

Bense daha dost oldum kendime. Daha çok sevdim o en korktuğum şey olan yalnızlığımı. Daha çok yüzleştim içimde kavga eden çocukla. O çocuğa şefkat gösterdikçe, daha çok büyümüş buldum kendimi. Büyüyorum. Ne güzel şeymiş büyümek. Keşke daha önce yapabilseymişim bunu!

Onca değişimden sonra, şimdi beni muhtemelen daha da değiştirip dönüştürecek bambaşka bir maceranın içinde buldum kendimi. Ait olmadığım yerde, yabancı bir ülkede, yabancı bir çevredeyim. Bir yıl önce evlilik sebebi ile geldiğim bu topraklarda, eşim dahil herkes, her şey yabancı bana. Bu öyle bir şey ki, insan daha bir çıplak haliyle görmeye başlıyor kendini. İnsanın kendi ülkesindeyken yaşadığı basit bir yalnızlık, burada benim "yapayalnızlık" diye tanımlayabildiğim bir duyguya evriliyor. 

Meğer geçirdiğim onca değişim, bir nevi hazırlık süreci gibiymiş bu "yapayalnızlık" denen şeye. Zira insanın o en çıplak halini olduğu gibi görüp kabul etmesi, altından kalkması kolay bir şey değil, çok sağlam irade gerektiren bir şey. Ben şimdi bir yandan o iradeyi sağlamlaştırmaya çalışırken, bir yandan da bütün güvenlik alanımdan, konfor alanımdan, alışkanlıklarımdan, aidiyet diye tanımladığım her şeyden vazgeçmeyi başarmış olmanın cesareti ile kendime yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. 

Velhasıl her şeye sıfırdan başladığım bir noktada, yeni bir dünya yaratmak adına yepyeni bir yol çizdim ve yavaş yavaş, adım adım yürüyorum bu yolda düşe kalka. Geçtiğimiz günlerde Gdansk'ta çektiğim bu amatör video da bu yola ithafen gelsin. Tekrar buluşmak dileğiyle...