20 Nisan 2017 Perşembe

Hangimiz Aptalız?

Evet, bir seçim daha geçti ve birçoğumuz çok gerginiz çok sinirliyiz öfkeliyiz. Çatacak yer arıyoruz, suçlu arıyoruz. Ve en favori iki isyan cümlemizi kuruyoruz. Birincisi “Ülkenin yarısı aptal lanet olsun!”. İkincisi “Bizim lider sorunumuz var, Kılıçdaroğlu istifa!”.

Şimdi biraz sakinleş, kendine gel ve arkana yaslan sevgili hayırcı kardeşim. Sana hoşuna gitmeyecek bir iki çift lafım var.

Evet ben de çok sinirliyim ama evetçiden çok sana sinirliyim. Hani evetçilere ikiyüzlü ve aptal diyorsun ya, senin aldığın eğitimden utanıyorum öyle deyince. 25 milyon insanın tamamının aptal olduğunu düşünebilecek kadar sığ olamaz diyorum benim hayırcı kardeşim. Hani eğitimlisin de, hesap kitap da biliyorsun, çok şükür 25 milyonu rakamla yazabilecek kapasitedesindir. O yüzden ne kadar büyük bir rakam olduğunu hayal edebilirsin. Ama etmiyorsun, bu bile işine gelmiyor. Çünkü suçlamak en kolayı. Çünkü onlar aptal deyip facebook listendekileri silmek en kolayı. Facebook’tan ülkeyi kurtaracaksın çünkü.

Hadi diyelim onlar aptal, peki sen çok mu akıllısın? Ne yaptın bu üstün aklınla? Atomu mu parçaladın?

Bir yandan Atatürk’ü dilinden düşürmezsin, bir yandan elin sıcak sudan soğuk suya girecek olsa prensesliğin/paşalığın elden gidecek diye ağlamaya başlarsın. Oturduğun yerden bir Atatürk daha gelsin de bu düzenden kurtarsın bizi diye beklersin. O mucize bir kere olur tatlım. Atatürk ülkeyi sana emanet etti ve gitti. Şimdi sıra sende. Peki sen ne yapıyorsun?

Her yeri Avm’lerle doldurdular diye isyan edersin ama o avm’lerde koşa koşa en çok parayı sen harcarsın. Her gün plazadaki işine 4 kişilik ailenin bir öğün yemek parasına aldığın starbucks kahvesiyle gidince kendini akıllı sanırsın. Atatürk ve silah arkadaşlarının cephede aç susuz savaştığını bilmezcesine, harcadıklarınla övünürsün her gün. He sahi Atatürk ve silah arkadaşları demişken, Çanakkale şehitliğine bile gitmemişsindir eminim, çünkü tatilde sadece pahalı bir butik otele veya her şey dahil lüks bir yere veya yurt dışına gitmen lazım. Çünkü Atatürk sana bunu nasihat etti dimi?(!)

Soruyorum sana hayırcı kardeşim, çok mu sinirlisin evetçilere? Madem bu kadar sinirlisin, madem onlara ders vermek istiyorsun, cesaret edebilir misin sorumluluk alıp gerçek bir ders vermeye? 24 milyon insansın. Rakamla hesapla. Kendi yaptığın harcamayı otur hesapla 24 milyonla çarp. Yapabilirsin bunu, hem zekisin hem eğitimlisin ya. Düşünsene o harcamanın yarısı gitse, ne kadar büyük ekonomik bir tepki oluşur? Aklın alıyor mu? Yazdın mı rakamları? Düşün. Hani düşünebiliyorsun ya!

Evini temizlettiğin Fatma abladan başla mesela önce. Vazgeçebilir misin konforundan, Fatma ablandan? Eline süpürge alıp kendi pisliğini kendin temizlemeye cesaret edebilir misin mesela? Hem paran da cebinde kalır. Vazgeçebilir misin her hafta sonu kapısında sıra bekleyerek içeri girip yemek yediğin bilmem kim ustadan? Evet onlar da evetçi doğru bildin. Onların keyifleri yerinde, çünkü hem istedikleri düzen başlarında hem de işleri tıkır tıkır işliyor. Hayırcı aptallar sağ olsun! Çocuğunu iyi eğitim alsın diye gönderdiğin, maaşının yarısını harcadığın özel okul var bir de hani, hah işte onun sahibi de evetçi muhtemelen. Her seçim sonrası teşekkür ediyordur sana kesin.

Dolabını aç bakayım kaç çift ayakkabın var hayırcı kardeş? En az 30 çift var dimi? Hatta itiraf et daha fazla dimi? Vaz geçebilir misin o ayakkabıların en azından yarısından?

Devir ekonomi devri. Bu devirde en büyük silah para. Bu yüzden makarnalar dolaşıyor ortalıkta. O adamlara makarna yetiyor ama sana evine giren 5 haneli paralar bile yetmez hale gelmiş sen hala akıllı sınıfına sokuyorsun kendini. Parayı sen kazanıyorsun, sen harcıyorsun, hem de ısrarla harcıyorsun, borç batağına girinceye kadar harcıyorsun, sonra da isyan ediyorsun benim geleceğime onlar nasıl karar verir diye. Sen böyle aptalca harcadığın sürece öyle güzel karar verir ki ruhun duymaz. İşte buna kapitalizm deniyor arkadaşım, sen de onun kölesi oluyorsun. Anca seçim sonrası iki üç gün isyan edip insanları aşağılayarak gazını atarsın sonra aynen kaldığın yerden devam edersin. Çünkü deli gibi korkarsın o plazada oturduğun koltuğu kaybetmekten. Ağaoğlu’ndan aldığın evin kredisini nasıl ödeyeceksin yoksa?


Hiç boşuna ağlama hayırcı kardeşim, sende öyle ülke kurtaracak, ülkedeki hukuksuzluklara tepki verecek yürek yok. Hukuk düzeninin, demokrasinin bozulduğu bir ülkenin düzenini değiştirmek öyle oturduğun yerden sallamakla, ona buna aptal demekle, facebook’tan adam silmekle olmuyor. Coğrafya ne yazık ki insanın kaderi. Bu coğrafyaya ait olduğun sürece, her şey bu kadar çıkmaza girmişken, sorumluluk alıp, konforundan vazgeçip, elini taşın altına sokmak zorundasın. Ha bozmak istemiyor musun rahatını? O zaman iş işten geçtikten sonra şikâyet edip ben yapmadım miki yaptı diye ağlamayacaksın.   

26 Mart 2017 Pazar

Zaman'a Teslim Olmak

Zaman…
Hani şu her şeyin ilacı olan...Doğruymuş. 
Zamanın akışına olduğu gibi bıraktığın zaman kendini, hayat da akıyormuş bir şekilde. Daha huzurlu, daha dingin, daha farkında olarak her şeyin.

Öğrendim bunu en sonunda. Her ne kadar ilk başlarda bir o yana bir bu yana savrulsam da, 36 yaşıma yaklaştığım şu günlerde artık kendimi bütünüyle zamanın egemenliğine bıraktım. Artık inatlaşmıyorum onunla 20’li yaşlarımdaki gibi.  Geç kalmışım, henüz erkenmiş gibi endişeler yok artık. Önüme ne sunarsa o var. Uçsuz bucaksız masmavi bir denizin engin sularına bırakır gibi bırakıyorum kendimi zamanın kendi bildiği gibi ilerleyen akışına. Bilmiyorum yarın beni nereye götürecek. Önemli değil. O biliyor nasıl olsa. Patron o. Alıp götürecek beni olmam gereken yere, yapmam gerekenleri yapmam için. Üç gün sonra beş gün önce olmasının bir ehemmiyeti yok. Doğru zaman diye bir şey var bunu da öğrendim. Sen istediğin kadar diren zamana karşı, o doğru zaman denen şey kapına dayanmadan ilerlemiyor yelkovan. Çırpındığınla, yıprandığınla, etrafını yıkıp geçtiğinle kalıyorsun direndiğinde.

Şuraya yazmadığım iki yıl içerisinde hayatımda olup bitenin haddi hesabı yok. Önce biraz sevinç, tatlı telaşeler, sonra biraz üzüntü, sonra biraz daha büyük acılar derken duygusal yoğunluğu yüksek günler içerisinden geçip, kendimi kollarına bıraktığım zamanın akışında yine sağa salim yürümeye devam ediyorum. Hayat her geçen gün kendimle daha fazla baş başa kalacağım, daha fazla tek başınalığı deneyimleyerek yalnızlığımla barışmamı sağlayacak bir şekilde ilerledi. Kendimi tanıyıp yalnızlığımla barışınca daha iyi anladım tüm gençlik hatalarımın, geçmiş korkularımın sebebini. 

Büyümek bu olsa gerek. Yoksa olgunlaşmak mı? Aslında zamanın her birimizin önüne sundukları büyüyüp olgunlaşmamız için gerekli bir mücadele mi? Sanırım evet. Teslim olduğunda mücadeleden sağa salim çıkabiliyorsun ancak. Teslim olmadığında ise, bir o yana bir bu yana savrulurken kaybolmuş buluyorsun kendini. Issız bir ormanın ortasında nereye gideceğini bilmezmişçesine çaresiz, korku ve endişe içinde…