29 Nisan 2012 Pazar

19 MAYIS

Birçoğunuzun bildiği gibi, birkaç ay önce Milli Eğitim Bakanlığı yeni bir karar açıklamıştı. Artık 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı Ankara dışındaki illerde stadyumlarda kutlanamayacaktı. 

Bu insanların niyetlerinin ne olduğunu çok iyi bildiğim için hiç şaşırmamıştım. Ama "demokrasi" propagandaları altında bir yandan özgürlükleri kısıtlamaya çalışırken, bir yandan da Atatürk'ün emanetleriyle bir bir oynanması biraz daha üzmeye başladı beni. 

Fakat dün, Konya'da bir gencin açtığı dava üzerine Danıştay tarafından bu karar iptal edildi. Yani 19 Mayıs stadyumlarda kutlanabilecek. 

Halimize bak... 19 Mayıs'ı danıştay kararıyla ancak kutlayabilecek duruma gelmişiz ve bu durumda bile milli eğitim bakanı bir yandan, başbakan bir yandan  tehditler, hakaretler yağdırıp duruyor ve bütün bunlara rağmen demokrasiden, özgürlükten bahsediliyor. Hatta milli eğitim bakanı her şeye rağmen bu kararlarında ısrarcı olacaklarını söylüyor, "stadlarda kutlama soytarılığına son vereceğiz" demişti ya zaten öteki, illa yerine gelecek. E ne de olsa bayramın adı içerisinde "Atatürk'ü anma" mevcut. Atatürk'ü anmanın ve onun yolunda yürümenin başlı başına soytarılık olduğunu düşünenlerden ne beklenebilirdi ki başka? 

Şimdilik 19 Mayıs kurtuldu diyelim ama bakalım sonrasında neler olacak.  İleri demokrasi'nin Türkiye'si dizisinin sonraki bölümlerini merakla ve ellerimizde mendille bekliyoruz. Bu dramayı izleyip de üzülmeyen, duygulanmayan yoktur herhalde. Akan gözyaşlarımızı sileriz mendillerimize. Ha üzülmeyenler mi? Onlar da figüran oyuncuları zaten bu dramanın. İzleyici değiller yani. İzleyip de üzülmeyenin ya taş olması lazım ya da insanlıktan tamamen uzaklaşmış olması lazım zira...


9 Nisan 2012 Pazartesi

Evli ve Çocuklu

Başlıktan sebep, muhtemelen çoğunuzun aklına malum dizi gelecektir. Evli ve çocuklu. Bu diziyi yıllarca severek izledim. Fakat bahsedeceğim konu bunla alakalı değil :)
Gelelim günümüze, başka bir diziye... 
Gülse Birsel'in yeni dizisi "Yalan Dünya" dan bahsediyorum. 
Bir Gülse Birsel hayranı olarak bu diziyi sıkı bir şekilde takip ediyorum ve her izleyişimde keyiften kendimi kaybediyorum. Yapanlar sağolsun, varolsun :)

Bu haftaki bölümün bir kısmında aslında uzun zamandır değinmek istediğim bir konuya da parmak atmıştı Gülse Birsel. Konu ruh hastası anne babalar. Ya da psikopat anne babalar diyelim. Ya da 30 yaşından sonra bir çocuk dünyaya getirip, bunun mucizevi bir şey olduğunu ancak o zaman idrak eden fakat bu geç idrak etme sonrasında aklını yitirip abuk sabuk bir hale gelen anne babalar diyelim.

Dizinin bir kısmında Gülse Birsel kardeşinin sattığı bibloların peşine düşüyor ve en kıymetli parçanın bir yönetmenin evinde olduğunu öğreniyor. Sonra bu yönetmenle görüşme fasılları başlıyor. Fakat adamın iki lafından biri "ama Tuğba'yı görmelisin, yok böyle bir şey". Velhasıl bir şekilde adamın evine gidiyor Gülse Birsel kardeşi ile birlikte. Tabi evde bebek var ya, o yüzden bir hijyen kontrolünden geçiriliyorlar önce. 

O kadar güzel dalga geçmiş ki bu seramoniyle, bayıldım. Galoş ve bone takmalarına koptum zaten. Sonra tekrar bebeği övmeler, hijyenik itici hareketler. Sonrasında Bora'nın kendini tutamayıp çocuğun gayet normal bir çocuk olduğunu söylemesiyle işler sarpasarıyor zaten...

Neyse efendim, diziyi izlersiniz bir şekilde. Orada tabiki özellikle dalga geçmek için abartılarak anlatılmış, fakat bu karakterlerin gerçekleri hayatımızın içinde, yanı başımızda dolanıyorlar. 

Çocukları çok seviyorum, gerçekten çok seviyorum bak abartmıyorum. Ve bir çocuk dünyaya getirmenin ne kadar olağanüstü bir duygu olduğunu tahmin etmeye çalışıyorum, bunu hissetmeye çalışıyorum. Fakat bir yandan objektif olarak baktığımda, sanki yeni nesilin bu durumu kullanarak bokunu çıkardığını  düşünüyorum. 

Zaten hayat koşulları sebebiyle topu topu 1 tane çocuk yapıyor insanlar ya da en fazla iki tane. Ama o bir tane çocuğa ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Çocuk doğduğu anda zaten kendilerini bütün dünyadan soyutlayıp hijyenik fanuslarının içine kapatıyorlar. Ha bir süre sonra da şikayet etmeye başlıyorlar yalnızlıktan. Fakat bilmiyorlar ki kimse onların piskopat kurallarına, triplerine tahammül etmek zorunda değil, değerli vakitlerini böyle saçmasapan piskopatlıklarla harcamak zorunda değil. Tabi yalnız kaldıkça daha da piskopatlaşıyorlar. Aman çocuğa bunu giydirmeyelim, aman buraya götürmeyelim, aman bununla yıkamayalım, aman insanlara elletmeyelim, koklatmayalım, hede hödö hödö derken insanı kendilerinden de çocuklarından da soğutuyorlar yeminle.

Bizim ailede çirkin bir çocuk doğdu mu gayet rahat bir şekilde söylenirdi çocuğun çirkin olduğu. Hatta teyzemin ilk çocuğu doğdunda şöyle dediğini hatırlıyorum "ah yavrum senin kaderin de bu dünyaya çirkin gelmekmiş napalım". Çocuk çirkin diye sevmeyecek halimiz yok heralde, bağrımıza basıyoruz orası ayrı mevzu. Ama gidip de çocuğa dünya güzeli muamelesi yapmanın da alemi yok.

Fakat şimdiki zamane anne babalarının bırakın böyle bir şey söylemesini, çevreden kazara duysalar buna bile tahammülleri yok.

Bir kısım arkadaşlarım güzelim hatunlar, gittiler muşmula suratlı adamlarla evlendiler, sonrasında da yok sezeryandı şuydu buydu derken tabi erken doğum sebebiylen 2'şer kilo ağırlığında, kocalarına benzeyen çocukları doğurdular. Kız çocuğu doğuyor mesela, resmen erkeğe benziyor çocuk. Bir de 2 kilo olunca, minicik, eli yüzü iyice birbirine karışıyor. Ama anne baba bunu görmüyor. Kazara bir laf etsen "ay bu da çirkin doğmuş aman da aman" diye, artık anne mi depresyona girer baba mı bilmiyorum. Belki de girseler daha iyi olur kimbilir. Zira, daha doğduğu günden çocuğun olumsuz yanlarını görmeyen aileler, çocuk kazık kadar olduğunda basit bir çarpma işlemini yaptığında dünyanın en zeki çocuğu muamelesi yapacak, çocuk da kendisini bir şey zannedecek, ama en sonunda tam aksine hiç bir işin ucunu tutamayan beceriksiz bir nesil yetişecek. Dilerim ki öyle olmasın tabi. Ama anne babalar da biraz mantıklı olsun, normal insan gibi davransınlar hem çocuklarına. Sevgi sonsuz bir duygu. Önemli olan insanın bu kadar sonsuz sevdiği bir varlığı nasıl daha iyi bir insan haline getireceği. Nasıl daha fazla tutsak edeceği değil...


6 Nisan 2012 Cuma

Dolunay

Bu gece 22:19 itibarı ile yeni bir dolunay zamanı. 

Belki birçoğunuz bunun gerginliğini yaşamış olabilir birkaç gündür. Ben yaşıyorum en azından. Sizi bilmem :)

Şimdi bütün gerginlikleri bırakma zamanı. 

Dolunayın yoğun enerjisi, bütün olumsuzluklardan, tıkanıklıklardan kurtulmak için, yeni niyetlere doğru harekete geçmek için en uygun zamandır.

Bir kağıda, şu anda istemediğiniz, sizi rahatsız eden, hayatınızdan çıkmasını istediğiniz ne varsa hepsini yazın. Olumsuz düşünceler, insanlar, olaylar, kavgalar, gürültüler, negatif duygular...ne varsa istemediğiniz. Ve dolunay saatine niyet ederek bu olumsuzluklardan kurtulmaya niyet edin ve kağıdı yakın. Küllerini lavaboya atabilirsiniz :)




Bu şarkı da da dolunayın şerefine Yeni Türkü'den gelsin.

Güzel bir haftasonu olsun herkese...


Energy Forecast - And ... Action!

A message from Emmanuel Dagher

"Hi my beautiful friend,
The celestial energies right now are highly active, making it the perfect time for us to take action towards creating the reality of our choice. Just like the seasons, the energy all around us and in the ethers also goes through a dormant and/or highly active cycle. As we start our journey of looking inwards, we begin to feel into these cycles of energy. With alignment, comes the natural intuitive ability to know when it's time for us to pause, and when it's time for us to take action. Right now, we are entering a time of action.
Taking Action
What does taking action look like both personally and globally? On a personal level, taking action shows up differently for each of us. Here are just a few examples of how we may be called to take action right now:
*starting new projects or ventures;
*tying up loose ends from the past (personal/financial/etc.);
*moving to a new location;
*starting a new job;
*changing our diet and wellness protocol;
*starting new relationships or transitioning out of old ones;
*pursuing goals and dreams;
*traveling;
*feeling guided to exercise and be more physically active;
*taking a new class or course;
*revisiting talents and gifts we haven't used in a while; and
*cleaning our house, donating and getting rid of what we no longer use.
If we are feeling guided to take action towards any of these areas of our lives, now is the time.
With the rise of global consciousness, we are becoming even more sensitive to everything around us. We may notice that there are certain foods we used to eat that we just can't eat anymore. We may notice some connections we used to have with friends and family members that are changing as well. All that is asked of us is to put our trust in the Universe without always having to over analyze what's going on.
During highly active cycles on a global scale, here are just a few examples of what may be showing up right now:
*continued Earth shifts and movements;
*changes in weather patterns;
*new technologies, breakthroughs and achievements that have a collective impact;
*heightened awareness towards causes that impact humanity;
*revolutions and other social changes;
*distractions and resistance (usually stemming from old structures that are unable to embrace great change); and
*paradigm shifting events.
Although some of these things can seem a bit overwhelming, they are confirmations that the world is readjusting to a higher frequency. Because change isn't something the world is always comfortable with, a little bit of resistance is a good indicator that big breakthroughs are on the near horizon.
Two Methods of Taking Action
There are two methods to taking action. We can either try to make action happen, or we can allow action to happen.
When we try to make action happen, we usually come up against a great deal of resistance. Making something happen requires that we spend lots of time and energy on something that may or may not manifest itself into our lives. As a society, many of us grew up learning that making and forcing something to happen in our lives is what will bring it closer to us. We were taught that by being aggressive towards making our dreams a reality, we would experience optimum rewards and fulfillment. We were taught that the harder we work, the more things we could acquire to make us happy. Even though this method may have worked for few temporarily, most of the time it came with some kind of price.
When we operate from a space of always trying to make or force something to happen in our lives, we usually put a great deal of pressure or stress on our emotional and mental bodies. In turn, this can eventually manifest itself as an imbalance in our physical body.
The preferred method when it comes to taking action is to practice the art of allowing. When we allow action to happen, we usually start from a solid foundation of putting our full trust in the Universe. With this trust, we no longer need to oversee or control every specific detail in our lives. There's a sense of ease and grace that comes with allowing, because we know that the Universe is taking care of all the details.
The method of allowing action to happen doesn't mean we sit around and do nothing when it comes to manifesting our goals. It does however mean that we constantly choose to align ourselves with the present moment where we are at our most powerful. It's in this present moment that we become ‘master manifestors'. Also, in the present is when we are paying the most attention to all of the opportunities around us. And when the time comes for these opportunities to present themselves, that's when we take the inspired action necessary towards them in a way that feels easy and graceful to us.
The Magnified Effect
During times of high active energies, it's imperative to make sure we are focusing on what we want to create in our lives as opposed to what we don't want to create. The reason being, what we spend most of our time focusing on now will have a good chance of manifesting itself into our experience quickly. Let's use this time to constantly take inventory of all the blessings in our lives and really express our gratitude for it all so that we can continue to attract even more blessings to be grateful for.
Till next time,
Miraculously yours,
Emmanuel "