25 Eylül 2012 Salı

IŞIK OLDU NEŞET USTA

Önce hasta dediler, sonra durumu ağır yoğun bakımda dediler, şimdi de öldü diyorlar. Aramızdan ayrıldı diyorlar, büyük usta Neşet Ertaş için...

Hiç ustalar ölür mü?

Güzel insan, büyük usta, Neşet usta...

Bize vereceklerini verdi, o muhteşem insanlığıyla bu dünyada insan olunabileceğini gösterdi, türküleriyle gönüllerimizi, kulaklarımızı yad etti.

Zaten ışık gibiydi üzerimizde parlayan, şimdi tamamen ışık oldu.

Işığın bol olsun usta.



Türküleri her zamanki gibi yaşayacak, gönüllerimizi dağlayacak.

Pisliklerin ele geçirdiği şu boktan dünyada, bize güzel yüreğinden, sazından çıkan o güzelim türkülerini bıraktığın için sana binlerce teşekkür Neşet usta.

Nur içinde yat, huzur içinde uyu...


15 Eylül 2012 Cumartesi

Bekir COŞKUN; ATATÜRK'ü SATTINIZ

Bekir COŞKUN; ATATÜRK'ü SATTINIZ

"Ben bu milletin Atatürk’ü hak etmediğini düşündüm...

Millet de benim gibi düşündü ki; bir torba kömüre gitti...


Ona saldıranları taç yaptı başına...

*

Önceki gün geldi yeni haber:

Milli Eğitim Bakanlığı’nın kararına göre, çocukların ders kitapları hazırlanırken, Atatürk ilke ve inkılapları artık öyle dikkate alınmayacak...

*

Artık bademin zaferlerini dikkate alırsınız...

Gerçi savaşı yok ama...

Gemi battı...

Uçak düştü...

Cephanelik uçtu...

Hücuma geçti, bu sefer kendi vatandaşlarımızı vurdu düşman niyetine...

*

Bir adım daha atılarak okullardan da siliniyor Mustafa Kemal...

İzi kalmasın...

*

Hendek Savaşı...

Bedir Harbi giriyor kitaplara...

Ama kuruluşun ilk adımı 30 Ağustos Zaferi kulak ağrısına gitti...

Duymadı çünkü...

*

Milli Eğitim Bakanı cingöz...

“Bir yerde yazılı zaten, her yere ayrı ayrı yazmaya gerek yok” demeye getirdi...

Ama dergilerinde Cumhurbaşkanı’nın 7, Başbakan’ın 9, kendisinin 13 resmi var...

Her yerdeler...

Ola ki hani görmezler diye, kuşe kâğıda basılı birer renkli Başbakan posterini ise, ders başlarken önüne koydular çocukların...

Mecburi baktılar bebeklerim...

*

Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri ile yıkılış ilkeleri yer değiştiriyor bir bakıma...

*

Ve asıl...

Bir millet seyrediyor...

Kendisine özgürlük, bağımsızlık, kimlik, kişilik, onur, şeref, gurur ve bir yurt veren... Devletini kuran yiğidinin silinmesine sessiz...

Resimlerinin indirildiği duvarlar kadar umursamaz...

Nankörlüğe razı...

Yine bir avuç yürekli insanın vefa çığlığı var...

O kadar...

Söylemleri duvarlardan söküldüğünde, heykelleri kırıldığında, resimleri indirildiğinde, ismi kitaplardan silindiğinde olduğu gibi...

*

Demek ki bu millet hak etmedi Mustafa Kemal’i...

Dünyanın sahiplenip hayran olduğu insan...

Fazla geldi..."


 


 BEKİR COŞKUN

13 Eylül 2012 Perşembe

Değişim

Ha bu arada...
2012 yılı aslında genel olarak değişim yılı. Kimileri dünyanın sonu olacağını iddia ediyor, kimileri başka bir şey. Dünyanın sonunun filan geleceği yok rahat olun bi kere. 

Fakat dünya artık bulunduğu frekanstan farklı bir frekansa geçiş sürecinde.  Enerjisel  anlamda level atlıyor bir başka deyişle. Dünya bu level'ı atlmaya çalışırken, biz dünya sakinleri olarak da bu ortaya çıkan enerjilerden fazlasıyla etkileniyoruz. Özellikle son birkaç aydır bu enerjiler iyice yoğunlaştı ve yıl sonuna kadar da devam edecek. İnsan bedeni bu olup bitene adapte olmaya çalışırken bazı tepkiler verebiliyor. Aşırı uyku, ağırlık, yorgunluk, ani sinir geçişleri, baş dönmeleri, mide bulantıları vs. gibi...

Sizlere tavsiyem, bol bol su için, bol bol duş alın, suyla temas halinde olun yani. Mümkün olduğu kadar anda olmaya, ayaklarınızın yere basmasına gayret edin. Geçmiş, gelecek bir kenara koyun, ama bir yandan da hayatınızda olmasını istediğiniz ve temizlenmesini istediğiniz şeylere karar verin ve niyet edin. Dediğim gibi enerjiler çok yoğun ve buna bağlı olarak değişim çok hızlı. Bir an düşündüğümüz bir şey çok kısa bir süre içinde hayatımızda karşımıza çıkabilir. O yüzden ne istediğinize, ne istemediğinize, neyi düşündüğünüze dikkat edin. Her an her şey gerçek olabilir :) 

Sevgiler...

İşler Güçler

Blogger yeni formatına geçeli ne kadar zaman oldu hatırlamıyorum. Ama bu yeni format çıktı çıkalı, zaten vakit bulup da bloga giremeyen ben, hepten bloguma giremez oldum. Yok mu bir yolu eski formatta kalmanın? Ciddi ciddi çok zorlanıyorum, alışamıyorum bir türlü.

Zaten bütün teknoloji dünyası beni bu sebepten korkutuyor. Bir şeye tam alışıyorum, sonra hop yeni bir modeli çıkıyor, haydi sil baştan. Bu ne böyle be, salak olduk iyice. O yüzden mümkün mertebe reddediyorum bu hızlı gidişatı ben. Tamam değişim olsun, kesinlikle değişelim, çağ atlayalım, ilerleyelim, eyvallah. Ama biraz aheste aheste, sindire sindire lütfen. Sadece benim sindirimimde sorun varsa orasını bilemem artık. 

Iphone5 çıkmış diye dün ortalık ayağa kalktı. Bugün de herkes bunu konuşuyordu. Anasını satim, ülkede terör adı altında baya baya savaş var ama Iphone5'in yarattığı etki kadar büyük etki yaratmıyor. Bu arada benim Iphone bir yana dursun, daha android sistemli bir telefonum bile yok. Zaten iştir güçtür sebebiyle şirketin verdiği blackberry'yi zar zor kullanıyorum. Kendi telefonum ise Nokia'nın adını dahi hatırlayamadığım ama gayet güzel alo diyebildiğim modelinde, son derece basit bir telefonu. Varsın millet beğenmesin, öyle rahat ediyorum ki ben böyle. Düştü kırıldı çalındı kayboldu derdi de yok. 

İş güç çok yoğun. Ama artık çok bunaldım, yoruldum. Hani böyle her şey değişiyor ya hızlı hızlı, iş güç konseptleri de değişse ne güzel olur. Ya da en azından ben farklı konseptteki işlerle uğraşsam. Ya da hiç bir işle uğraşmasam bir süre, çocuk büyütsem. Ne bileyim işte, değişik bir şeyler olsa, değişse bütün zorunluluklar, özgürleşsek bütün konseptlerden...