26 Haziran 2013 Çarşamba

ETHEM...

Ethem Sarısülük...

Haksızlığa karşı sesini duyurmak için çıktığı sokakta bir polis kurşunuyla 26 yıllık hayatına veda eden delikanlı...

Tecavüzcülerin serbest kaldığı gibi, onu katledenin de serbest kaldığı...

Binlerce teşekkürler sana, milyonların sesi oldun, 

Sokağa çıkamayanların yerine seslerini duyurdun.

Huzur içinde uyu. 

Milyonların duası senin üzerinde...

Fanatik Hayran Kitlesi

Ne bir ayrım ne bir aşağılama yapmak değil niyetim. Sadece gözlem ve bu gözlemlerin sonucundaki üzüntüm.

Malum bizim ülkede fanatik çok. Fenerbahçe'lisi, Galatasaray'lısı, Beşiktaş'lısı...Ama bir de son yıllarda oluşan başka bir fanatik kitle daha var. AKP fanatik hayran kitlesi.

Fanatiklik ister takım için, ister parti için, ister bir ünlü için, politikacı için, ırk için, din için, ne için olursa olsun dünya üzerindeki en tehlikeli yaklaşımlardan biridir bence. Zira insan bir kere fanatik bir şekilde bağlandımı bir şeye artık farklı olan herşeyi kendisine saldırı olarak görmeye başlar ve dolayısıyla kendisinde de saldırma hakkını görür. Sonrasında olanlar da malum, kavgalar, dövüşler, iç savaşlar, dış savaşlar, katliamlar...

Ayrıca fanatiklik bence insanın özgür olmasının da önünde büyük bir engel. Düşünsenize, farklı olan herşeye kapatmışsınız kendinizi, yalnızca belli bir kalıbın içinde esir olmuşsunuz.

Kendimi bildim bileli Fenerbahçe taraftarıyım ben mesela. Ama isterim ki Galatasaray'lı arkadaşımla gerçekten iki medeni insan gibi iki takımın da artılarını eksilerini konuşabileyim.Yeri geldiğinde tuttuğum takımı, oyuncularını, yöneticilerini eleştirebileyim.

Fakat fanatikseniz eğer, sorgulama, eleştirme, fikir üretme, alternatif üretme, doğruyu yanlışı ayırt etme algınız otomatikman yok oluyor, çünkü beyin bütün karşı etkenlere kendini kapatıyor.

Bende gözlem yapıp analiz etme merakı varken ve bunca yıldır AKP li politikacılar tarafından yönetiliyorken, AKP'nin "fanatik" yandaşlarını da analiz etmeden duramadım haliyle. 

Tekrar özellikle altını çizerek belirtmek istiyorum. Şu anda sadece Akp nin "fanatik" hayran kitlesinden bahsediyorum. Yani sonrasında, sanki bütün Akp yandaşından bahsediyormuşum gibi bir algı oluşmasın. Ama eğer burada bahsettiklerim size de uyuyorsa, siz de bir fanatiksiniz.

Geziparkı olayları sırasında Türk medyasından hiçbir haber alamıyorken benim gibi yabancı haber kanallarından olup biteni takip etmiş birçok insan vardır. CNN, BBC, Reuters, Times. Bizzat olayların merkezine de gittiğim için okuduğum izlediğim haberleri sağlıklı bir şekilde değerlendirme imkanım oldu. Hiçbir abartı haber çarpmadı benim gözüme. Ayrıca sadece bu kanallar değil, tüm dünya çalkalanıyordu. Lüksemburg gibi nüfusu 500 bini geçmeyen küçücük bir ülkede bile baş sıradaydı Türkiye. Çünkü olup bitenler "küçük" şeyler değildi. 3-5 çapulcudan ibaret hiç değildi. Yıllardır susmuş bir halkın haksızlıklara karşı sesini duyurma çabasıydı. Milyonlar ayağa kalkmıştı, üç beş kişi değil, milyonlar...

Akp son günlerde yabancı haber kanallarına taktı, özellikle CNN ve BBC ye karşı savaş açtı. Birisini "yalan" haber yapmakla, diğerini de Türkiye'de ajan bulundurup ekonomiyi çökertme girişimiyle suçladı. 

Bugün twitter'da Melih Gökçek CNN e karşı bir hareket başlattı ve takipçilerinden #stoplyingCNN hastagini tt yapmalarını istedi. Ve kısa sürede hastag tt oldu.

Başbakan hep diyor zaten, "bizim bir besmelemiz yeter". Melih Gökçek de bir twitter fenomeni olarak onun bu dediğini aynen uygulamaya geçirdi.  Kullarına "yapın" dedi ve kulları sorgusuz sualsiz yaptı.

Düşündüm sonra, bu hastagi tt ye taşıyan insanların birçoğu ingilizce bile bilmiyordur dedim. Yani CNN in Türkiye'yle alakalı yaptığı haberlere yönelik hiçbir fikirleri yok bu insanların çoğunun. Nasıl bir adam "yalan söylüyorlar" diye ortaya laf attığında hemen peşine düşebiliyor peki bu insanlar? 

Zaten twitter acayip mekan. TT olan birçok konu ya futbolla alakalı ya milliyetçilikle ya dinle ya politikayla. Yani özünde fanatizm taşıyan konular tt olmaya çok meyilli. Çünkü insanlar birinin peşinden höy löy löy diye hurraa koşmaya hazır bekliyor, bir ileriki aşamada saldıracak adeta. 

İşte benim aklım bunu almıyor. Aklım, ruhum, kalbim, böyle kör bir teslimiyeti kabul etmiyor. 

Bu o kadar korkunç bir düşünce ki...Çünkü bunun ucu yok. Yani bu CNN olayı sadece bir örnek, hatta küçük çok çok masum bir örnek. Ama örneğin Melih başgan çıksa oraya bir kadın için dese ki, bu kadın kahpedir vurun onu taşlayın, ayni zihniyet bu emri de takip edebilir. Düşündükçe hep aklıma o film geliyor "vurun kahpeye".

Mesele, bilmemekte değil,  mesele bilmemekten filan çok öte. Asıl mesele ve büyük tehlike, bilmediğin bir şeyle ilgili araştırmadan, anlamadan, dinlemeden "vur" emrini yerine getirme potansiyeli. Yani aktif bir kulluk eylemi. 

Halbuki kulluk sadece Allah'a olur, ibadet ederek, güzel eylemlerde bulunarak, güzel şeyler düşünerek, şükrederek, severek...saldırarak, döverek, kırarak değil.

Bugün ona saldıran yarın bana saldırmaz mı? İşte bu düşünce beni yer bitirir oldu...

Ne CNN in ne başka bir kurumun, ne bir liderin ne de bir partinin koşulsuz şartsız savunucusu olmadım olmam da. Annemi babamı eşimi dostumu hiçkimseyi de koşulsuz şartsız savunmam. CNN veya başka bir haber kanalı bugün doğru haber yapmış olabilir, geçmişte yalan haber yapmış olabilir. Zaten mesele Cnn de değil, o bahane. Benim derdim fanatikliğin insanları körleştirmesi. Önemli olan okuyup, başka bir kaynaktan daha okuyup karşılaştırıp fikir yürütmek olmalı. Yani araştırmak, öğrenmek, düşünmek, anlamak, ondan sonra eyleme geçmek...

Velhasıl, dediğim gibi CNN olayı çok masum bir örnek. Geçtiğimiz günlerde bir fanatik elinde "yol ver gidelim, taksim'i ezelim" pankartı taşıyor yüzlerce insan da bağırarak ona eşlik ediyordu. "Gönül bağıyla" bağlı olduklarını iddia ettikleri kişi gerçekten "gidin" dese, eminim şüphesiz, koşulsuz, şartsız gidecekti bu insanlar. Sonrası? İşte o sonrasına katliam deniyor. Fanatikliklerinde boğulup insan olmaya fırsat bulamamışların anladıkları tek şey, katletmek....ve işte ben bundan çok korkuyorum...bir de bu fanatikler gönül bağı, sevgi filan diyor, işte bunu anlayamıyorum. Gönül bağı, sevgi, şiddet, katliam... Birarada yanyana durmaları bile tuhaf olan kelimeler...

Bu topraklar yeterince katliam gördü. Dilerim hiçbiri tekrarlanmaz. Dilerim katletme meraklısı zihniyet gün be gün ortadan kaybolur. Dilerim bu topraklarda huzur içinde daha binlerce yıl "insan" gibi yaşayabiliriz...


Not: Twitter'da bugün dayanamayıp "Cnn i yalanlayan kitlenin birçoğu eminim İngilizce bilmiyordur ve herhangi bir Cnn haberini izlememiş ya da okumamıştır bile" diye yazdım. Ve anında cevaplar yağmaya başladı. İşte o yaratıcı mesajlardan bazılarını paylaşmadan duramadım, yorum yapmama gerek yok...

Interactions

  1. İyi ki senin gibi aydınlar (!) var ülkemizde okuyup bize de açıklarsınız biz de sayenizde aydınlanırız:)
  2. TÜRK milletnin dünya kamuoyunda CNNın yalan haberlerinin protesto edldigni Algılayablecek kadar TÜRKÇE bldgnden adım gibi Eminim!
  3. Yeter artık asagilayamazsiniz kac gündür susuyoruz.
  4. Bu arada çapulcu ne demek siz türkceyi biliyormusunuz.bilipte yazıyorsan beyninde problem var demektir.
  5. Biz gonul diliyle konuşuruz.siz antiemperyalist degilmiydiniz İngilizce niye öğrendiniz.kendinizle okadar çelisiyorsunuz ki.
  6. Bu başlığa karşı bile CNN avukatlığı yapan İsrailin arka bahçesinde büyüyen dar zihniyetli insancıklar var !
  7. __ Yaa Ne Demessin Herşeyi Siz ÇapuLcuLar BiLiyor Yürü Git Kızım İşinee
  8. siz çok iyi bilirsiniz ama ihanet kanınızda var ülkenizide iyi satarsınız 200 tl ye
  9. doğru bilmiyorlar ama kötü niyeti hiç olmadık kadar iyi biliyorlar
  10. sen rahat ol herkes gerektigi kadarini anliyor ..gerektigi kadarda derdini anlatiyor...
  11. fuck you! Bak ingilizce biliom ;)

22 Haziran 2013 Cumartesi

EY ÖZGÜRLÜK!

Özellikle geçtiğimiz yılın sonlarından itibaren, bu yeni yılla birlikte bizi birçok değişimin beklediğinden bahsetmiştim. Dünya farklı bir frekansa yerleşirken, "altın çağ" dediğimiz bu süreçle birlikte dünya içinde yaşayan bizler ya bu değişme ayak uyduracaktık ya da değişimin kendisi olacaktık. Güzel ülkem Türkiye'de 31 Mayıs 2013 itibarı ile işte bu değişimin bizzat şahitleri olduk.

Özgürlüklerini korumak için sokağa dökülen halk, bu değişimin ta kendisi ve öncüsü olmayı seçti.İşte bu, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının işareti oldu. Sadece ülkemiz için değil, tüm dünya için geçerli bu. Artık hiçbir şey eski sistemde yürütüldüğü gibi yürüyemeyecek. İşte önümüzdeki 20 yıl boyunca dünya bu yeni enerji frekansına, yeni sisteme adapte olmaya çalışacak. Bizler de yeni liderlerimizi, yeni yönetim biçimlerimizi belirleyeceğiz bu adapte olma sürecinde.

Eskiden devlet büyükleri bir karar aldıklarında, bir yasa yürürlüğe soktuklarında kimsenin sesi çıkmazdı. Zira insanların yaşamları üzerinde hakim olan en önemli duygu "korku"' idi. Bugünkü yönetimler, hala bu eski sistemin bir parçası, yani korkutarak yönetmeye dayalı bir sistemler bütünü. Ama insanlar artık aynı insanlar değil. İnsanlar değişiyor. 10 yıl önce çocuk dediklerimiz şimdi büyüdüler ve birey oldular. Ve bu çocuklar çok farklı şekilde yetiştiler. Daha bebekken bile farklıydılar. Daha kural tanımaz, daha özgürlük yanlısıydı bu çocuklar. Daha korkusuzlardı. Şimdi büyüdüler ve korkusuzluklarını sokakta gösterdiler. Onları destekleyen ve artık korku ile yönetilmekten bıkan halk da onlarla birlikte kendini sokağa attı. 

Velhasıl, halk özgürlüğüne sahip çıktı. Ama bundan sadece bu halkın özgürlüğü kısıtlanıyordu da o yüzden kendini sokağa attı gibi bir mesaj çıkartmak da doğru değil. Tabi bu da mesajın bir parçası, ama en önemlisi bu halk, özgürlüğün önündeki en büyük engel olan "korku" yu attı üzerinden. Bence en önemli mesaj buydu. Korkusuz bir şekilde yetişmiş gençlerin öncülüğünde korkusuz bir halk var artık. Özgürlüğün bu dünyadaki en büyük nimet olduğunun farkında bu halk. Ve buna sahip çıktı. Sahip çıkmaya da devam edecek, bundan eminim.

Peki ya sokağa çıkmayan ya da sokağa çıkanların karşısında duran halk? 
Dünya'da hepimiz seçimlerimizle yaşıyoruz. Herkes her istediğini seçmekte özgür. Kimi mutluluğu seçer, kimi mutsuzluğu seçer. Kimi huysuzluğu, kimi güzel huyluluğu seçer mesela. Kimi cesareti, kimisi de korkuyu seçer.  Kimi iyi olmayı, kimi kötü ve fesat olmayı seçer. Kimi neşeyi, kimi somurtkanlığı seçer. Kimi aydınlığı, kimi karanlığı seçer. Kimi sevgiyi, kimi nefreti seçer. Sevgiyi seçtimi insan bir kere, zaten o insan artık aydınlığı da, iyiliği de, neşeyi de seçmiş demektir. Nasıl ki nefreti seçiyorsa, karanlığı ve mutsuzluğu seçmiş demektir.

Nasıl ki bizler bunca yıldır korkunun ve nefretin himayesi altında yaşamayı seçmiş idiysek, bunu seçmeye devam edenler de olacak tabi ki. Nasıl ki bizler herşeyin daima varolan koşullara göre değişmesi gerektiğini düşünürken, tam tersine eskide kalmak isteyenler de olacaktır. İşte buradaki kritik nokta, iki tarafın da birbirine sonsuz saygı duyması ve birlikte huzur içinde yaşayabilmek.

Hepimiz aynı bütünün birer parçasıyken, ayrılığa, gayrılığa, kavgaya, dövüşe hiç gerek yok şüphesiz. Ben sürekli seyahat eden ve dünya'nın dört bir yanından çeşitli insanlarla iletişim halinde olan biri olarak şunu söyleyebilirim ki, Türkiye'de her zaman en çok sevdiğim ve bir parçası olmaktan gurur duyduğum şey, çok çeşitli yüzlere sahip olması ve bu yüzlerin yıllardır birlikte yaşaması... Birçok ülkeye baktığınızda adetler, gelenekler, alışkanlıklar, yaşam tarzları, hepsinin o ülkede tek tip olduğunu görürsünüz. Fakat Türkiye'de bu bambaşka. Batısında başka bir hayat, başka bir kültür, doğusunda başka, güneyinde, kuzeyinde bambaşka. İşte ben bu farklılıkların bir arada olmasından ve bunun bir parçası olmaktan çok keyif alıyorum. 

Herkesin tek tip olduğu bir dünya ne kadar sıkıcı olurdu bir düşünsenize. Çoğu zaman konuşacak tartışacak bir şey bile bulamazdık. Ve büyük ihtimalle özgür de olamazdık aslında. Beynimize aşılanan tek tipin dışına çıkmaya korkardık. İşte bu yüzden dilerim ki hepimiz farklılıklarımızın kıymetini iyi biliriz. Karşımızdakini farklı olduğu için yadırgamak yerine, aslında bu farklılıkların bizleri özgür kıldığını, bizi biz yaptığınız unutmayız.

Özgürlükten bahsedip de Zülfü Livaneli'yi hatırlamamak olmaz. Özgürlüğümüzün peşine düştüğümüz bu günlerde dilimden düşmüyor yine şarkısı, Ey Özgürlük!



 Özgürlüğümüzün daim olmasını ve keyifli bir haftasonu geçirmenizi dilerim!

Sevgiler...