"İnsan 7'sinde ne ise, 70'inde de o'dur."
Ne kadar güzel ve doğru bir atasözüdür bu. Ama bu atasözündeki kasıt, insanın karakteristik özellikleridir. Şöyle bir kendimize, çevremize bakıp ele aldığımızda hemen onaylarız zaten bu atasözünü.
-İnatçı
-Huysuz
-Yumuşak huylı
-Obur
-İştahsız
-Dik kafalı
-Tutumlu
-Savurgan
-Bencil
-Sencil
...
İnsan 7'sinde bu özelliklerden hangisine sahipse, 70'ine kadar bu özelliklerin sınırlarında yaşayıp gidiyor hayatını.
İyi güzel anladık, karakter hep aynı, hep bizimle. Ama bu insan denen şey, her saniye herbişeyin değişip yerinden oynadığı bu dünyada nasıl ayakta kalıyor?
Ayakta kalıyor...Çünkü değişiyor...
Çünkü öğreniyor...her gün yeni bir şey öğreniyor...değişiyor.
Deneyimliyor...her gün yeni bir şey deneyimliyor...tekrar öğreniyor.
Ve her deneyimden sonra başka bir insan oluyor. Bazı deneyimler olgunlaştırıyor, bazı deneyimler çocuklaştırıyor mesela. Her istediğinin yapıldığı, el bebek gül bebek misali şımartılan bir ilişkiyi deneyimleyen kadın veya erkek her kimse, biraz da şımartılmanın etkisiyle çocuklaşıyor. Bir çocuk ne kadar bilinçsizse, o kadar bilincini kaybedebiliyor. Veya tamtersi, bir ilişkide sürekli verici rolünü oynayan bir kadın veya erkek, gün geçtikçe daha da kaybediyor çocukluğunu, olgun, ağır bir insan oluyor. Hatta bazen arkadaşlara karşı da aynı roller benimseniyor. Kimisi şımarık bir rol benimsiyor, hep kendi beklentilerinin olmasını isteyen; kimisi verici rolü benimsiyor, hep vermesi gereken, koşması gereken. Bunlara bağlı olarak insan yine değiişiyor. Zaman içerisinde, insanlara nasıl davranması gerektiğini öğreniyor, ya da öğrenmeye çalışıyor en azından. Öğrendikçe değişiyor.
Ya da bir gün bir bakıyor, saçmasapan bir hastalık musallat oluyor. O güne kadar yorulmak nedir bilmeyen bir insan belki. Ama artık yoruluyor. Hem de çok yoruluyor. Eskiden sürekli koşuşturan biriyken, artık bol bol dinlenmesi gerekiyor. Dinlendiği süreçte düşünüyor, okuyor, izliyor, öğreniyor. Çevresine bakıyor, kim var kim yok. Kim yanında, kim değil. Yanında olanlara da olmayanlara da tutumu değişiyor. En önemlisi hayata karşı tutumu değişiyor. Kendine karşı tutumu değişiyor. Adeta yönü değişiyor. Eskiden olduğu gibi yine inatçı belki, yine obur, yine tezcanlı belki. Ama bu karakter özelliklerinin hepsini, artık başka bir yöne taşıdığı hayatında yaşıyor. Belki de bambaşka yerlerde, bambaşka insanlarla. Sınırı yok değişimin.
Bir anlık kararla insanlar okullarını, mesleklerini bırakıp bambaşka yönlerde yürümeye başlıyor. Bazen içlerinden gelen çok büyük bir istek bunu yaptırıyor, bazen de yaptıkları şeye duydukları nefret, yaşadıkları sıkıntılar canlarına tak etme noktasına getirip bunu yaptırıyor. Sonuçta bambaşka bir hayat başlıyor.
Dünya dönüyor, dünya değişiyor, renkler değişiyor, çevre değişiyor, koşullar değişiyor, zevkler değişiyor, alışkanlıklar değişiyor, tutumlar değişiyor, beklentiler değişiyor, arzular değişiyor, hayaller değişiyor...herşey değişiyor. Dilerim ki güzel bir dünya yaşansın ve güzel değişimler yaşansın...