1 Mayıs 2014 Perşembe

Emek ve Dayanışma Günü

Tüm çalışanların, emekçilerin emek ve dayanışma gününü kutluyorum, her ne kadar burnumuzdan gelse de…

Kimimiz karın tokluğuna çalışıyoruz, kimimiz çocuğumuzu okutabiliyorsak seviniyoruz, kimimiz evimize ailemize hasret kalarak gecemizi gündüzümüze katıyoruz. Bir şekilde hepimiz emek harcıyoruz, ve sonuçta hayatımızı harcıyoruz. Ne için?

Aslında hepimiz maaşlı çalışan köleleriyiz bu yüzyılın. Birimiz mavi yakalı, birimiz beyaz yakalı köleleriz. Dünya nüfusunun %90’ının bir parçası olarak, diğer %10’luk kesiminin zenginliğine zenginlik katması için çalışıyoruz. Karşılığında elimize verilen üç beş kuruşla susuyoruz. Emeğimizin karşılığında hakkımızı sorgulamak istediğimizde ise susturuluyoruz. Tam bir kölelik işte.

Her şeyin bir günü var, sevgililer günü, anneler günü, babalar günü, öğretmenler günü… Bu özel günlerde özellikle yaşıyoruz o günü. Anneler gününde annemizi mutlu etmeye çalışıyoruz, sevgililer gününde sevgilimizi. Keşke en azından emekçilerin günü olarak ilan edilmiş bu gün emeğimizin “takdir” edildiği bir gün olabilse. Takdir bir yana dursun her yıl ayrı bir eziyet… Yaşatılan bu eziyet köleliğimizin resmi kanıtı. Bizim yapmamız gereken tek şey sorgusuz sualsiz birileri için çalışmak, onlara hizmet etmek zira. Karşılığında ay sonunda hesaplarımıza yatan üç beş kuruş sus payımız var ya, daha ne işimiz var meydanlarda orada burada…

Bir yandan düzene lanet okuyorum, bir yandan kendi köleliğime, bir yandan izlediklerime, okuduklarıma, kim olursa olsun bu günü bayram gibi kutlamak isteyenlerin engellenmesi için uygulan bin bir çeşit şiddete. Öyle sıkıldım ki bunları görmekten artık. Midem bulanıyor. Ruhum bulanıyor. Bir günü bile çok gören bir zihniyet için bir saat bile emek harcamaya değmez aslında. Değmez değmesine de ah o korkularımız olmasa…


Yine de kutlu olsun efendim, gazsız tomasız bayramlar geçirebileceğimiz günleri bir gün görebilmek ümidiyle…