29 Aralık 2010 Çarşamba

DİZİ DİZİ TÜRKİYE

Dizilerin esiri olmuş bir memlekette yaşıyoruz. Farkında olmadan, istemsiz bir şekilde birçoğumuz gerçekten esir oluyoruz. Hayatımızı dizilere göre programlıyoruz hatta. Esiri olduğumuz yetmezmiş gibi bir de oturup ağlıyoruz saatlerce ve etkisinden çıkamıyoruz günlerce. Daha bir bölümünün etkisinden çıkmamışken hooop aradan bir hafta geçiyor öbür bölüm başlıyor, sil baştan tekrarlıyoruz aynı hikayeyi.

Hastalık gibi bir şey bu. Olaki bir dizinin birkaç bölümünü kaza ile izlediniz, dünyanın en berbat dizisi bile olsa bilinçaltınıza işliyor. Bir süre sonra bir bakmışsınız ki farkında olmadan saatlerdir televizyonun karşısında, sevmediğiniz bir diziyi izliyorsunuz.

Nasıl geldim ben buraya? Niye izliyorum ki şimdi bunu? Kitap okuyacaktım halbuki bu nerden çıktı bu şimdi? Kim açtı bu kanalı?

Böyle sorular sorarken buluyor insan kendini bir anda. Ama artık iş işten geçmiş oluyor. Tanıştırayım, siz artık bir dizi bağımlısısınız. Ve hiçbir çaresi yok.

Kabul ettim artık bir bağımlıyız hepimiz.
İyi güzel tamam da peki neden hep dramatik, bunalım, bol gözyaşı dolu ya da entrika, mafya, soru işaretleri dolu dizilere bağımlıyız?

Mazoşist miyiz?
Gülmekten mi korkuyoruz?
Niye hep ağlamak istiyoruz niye niye niye?
Niye hep soru işaretleri ile uğraşmak istiyoruz?
Niye bunu yapıyoruz kendimize?

Gerçek hayatın içindeki gözyaşları mı az geliyor yoksa? Yoksa dünyanın en zengin, refah seviyesi en yüksek ülkesinde yaşıyoruz ağlamayı unuttuk, hep gülmekten hep gülmekten karnımıza kramplar girdi sıkıldık, hayatımızda hiiiç soru işareti yok da ben mi farkında değilim?


Aslında dizilere değil isyanım. Israrla bu dizileri talep ediyor oluşumuza. İsteyen istediğini izler tabiki orası ayrı. İsyanım sadece ortaya çıkan duruma. Durum ne? Sürekli ağlıyoruz ve bunu devamlı yapmak istiyoruz.

Ayrıca hepsi de birbirinden kaliteli dizilerin. Kaliteli olmayanlar birkaç bölüm yayınlandıktan sonra uçup gidiyor zaten. Muhteşem oyuncular, muhteşem mekanlar, her şey muhteşem. Ama senaryolar hep aynı. Hep acı, entrika, hüsran, soru işaretleri.

Örneğin, Öyle Bir Geçer Zaman ki...her bir oyuncusu eli öpülesi insanlar, her bölümde muhteşem oyunculuklar çıkarıyorlar ve dolayısı ile de reyting rekorları kırıyor dizi. Ama dizinin akışına bakarsak eğer, en taş kalpli insan bile karşısına geçtiğinde ağlıyor bir şekilde. Hele ben zaten kendimden bahsetmek bile istemiyorum. Dizi start aldığı andan sonuna kadar şapur şupur maşallah. Birkaç bölüm bu şekilde olduktan sonra farkettim ki, insan otomatiğe bağlıyor. Dedim springoss kendine gel, bu böyle olmaz. İzleme diziyi olsun bitsin. Ne böyle her hafta her hafta salya sümük. Ve artık izlemiyorum. Oh be dünya varmış diyorum! Çünkü bir kere geçerseniz televizyonun karşısına, kalkmanız mümkün değil, çekiyor bir şekilde manyetik alanına doğru sizi. Tek çözüm hiç kumandayı elinize almamak.

Mantıklı olarak oturup düşündüğümde şunu gördüm. Dizinin hikayesi aslında bir sinema filminde ele alınabilecek nitelikte. Sinema filmi de taş çatlasın 3 saat sürse, gidersiniz izler çıkarsınız, 3 saat boyunca istediğiniz kadar ağlayın, sonra çıkınca derin nefes alır etki alanından uzaklaşmaya başlarsınız.


Bir sinema filmi ile özetlenebilecek hikayeyi, haftalarca peşpeşe izleyip, her bölümünde saatlerce ağlamak, bence düşünülmesi gereken bir konu. Asıl düşünülmesi gereken ise kimsenin bu ağlamalardan sıkılmıyor olup aksine bunu talep ediyor olması. Talep edildiği için zaten bu diziler çekilip, 3 saate sığacak senaryolar yıllara yayılıyor yapımcılar tarafından. Benim gibi üç beş insan var mı çok merak ediyorum orası da ayrı mevzu.

Şöyle bir aklımızı başımıza alıp düşünsek, hatta hepimiz birer birer kendi hayatlarımızı film şeridi, dizi şeridi gibi gözümüzün önünden geçirsek, bu dizilerdeki hikayelere benzer hikayeler bulmaz mıyız? Ali kaptan denen adamın, etrafımızda zaten onlarca, yüzlerce, binlerce benzeri yok mu?

Bir tane kuyruk sallayan hatun yüzünden veya başka herhangi bir sebepten, hatta kimi zaman hiç sebep olmayıp kendi bencilliği yüzünden acımasızlığın, merhametsizliğin, pisliğin, umursamazlığın, nankörlüğün, insanlıktan uzaklaşmanın sınırını zorlayan adamlar yok mu etrafımızda? Eminim hepimizin bizzat sayacağı onlarca isim vardır hazırda. Hele ki kadınların ekonomik özgürlüğü sonrasında etrafımızdaki kendini iyice yaymış şımarık erkek ırkına şöyle bir baktığımızda bu sayı öyle çok ki. Adeta her erkek potansiyel bir Ali Kaptan günümüzde.

Ya Cemile? Günümüz kadınlarının ekonomik özgürlük savaşı, kimseye muhtaç olmadan yaşama savaşı, ailesindeki kadınların da Cemile'nin yaşadıklarının benzerini yaşayıp, aynı şeyleri kendilerinin de yaşamaması için çırpınmak uğruna değil mi? Hangimizin ailesinde yok ki buna benzer hikayeler? Annelerimiz, teyzelerimiz, halalarımız, yengelerimiz, anneannemiz, babaannemiz...ne acılar çekti hepsi, birçoğumuzun şahit olduğu, hem de ne büyük acılar.

Kendi hayatımızda zaten gerçeği, benzeri yaşanmış, bizzat içinde bulunduğumuz, oyuncusu olduğumuz hikayeleri, başkalarının rol yaparak canlandırmaya çalıştığı dizilerde, tekrar tekrar her hafta, sıkılmadan, bıkmadan, usanmadan, ağlamaktan yorulmadan neden izliyoruz, neden ısrarla bunu talep ediyoruz anlayabilmiş değilim. Bu yüzden dedim ya, mazoşist olmamız lazım ancak. Başka bir açıklaması yok.

Yok arkadaş. Ben istemiyorum ağlamak. Çok değerli olan boş vaktimi, çalışmaktan çırpınmaktan yorulup keyif almak için geçirmem gerekirken, ağlamak için harcamak istemiyorum. Senaristlerin oyunlarına gelmeyeceğim. Gönlüm ister ki kimse gelmesin bu oyunlara. Zira bu memlekette insanlar gereğinden fazla ağlıyor, ağlatılıyor bir şekilde. Daha fazlasının lüzumu yok. Hem zamana, hem yorgun, üzgün bedenlere yazık.

Bizim gülmeye ihtiyacımız var, ağlamaya değil...

7 yorum:

Mozambikli dedi ki...

oh be rahatladım :)

francesca mckennitt dedi ki...

Doğru demişsin :) Öyle tabii ki, insan sinirleniyor, üzülüyor, ağlıyor.. Kendi sıkıntımız yetmezmiş gibi:) Ben direk kumandaya dokunmamayı tercih ediyorum, en iyisi :))

Begonvilli Ev dedi ki...

İçtenlikle söylüyorum ki hiç bir yerli diziyi izlemiyorum. Bir zamanlar Seinfeld ile Marriet With Chıldren adlı dizileri hiç kaçırmazdım. Bizden de Avrupa Yakası'nı epeyce izlemiştim. Şu an izlediğim dizi mizi yok. Çok da memnunum.

mon clementier dedi ki...

Merhaba Bahar,

Ben o kaptani bilmem ama ...

Sana bilgi Bizde ilk Turk Tv si buraya geldiginde birer dizi kolik olmustuk Her aksam bir dizimiz vardi.Bu sene Turkish Tv olmasina ragmen hic dinlemiyoruz fakat buardaki butun Lubnanli ve Suriyeli Araplar Turkiye dizilerini dinliyorlar yani sadecene Turkler degil acikli dizi sevenler

Geri dondugune sevindim

springoss dedi ki...

@Mozambikli, hoşgeldin :)

@francesca, yine aynı şeyi söylüyorum, ne güzel bir kimya mühendisi adayısın, seni dersler yeterince ağlatıyordur zaten, gerek yok başka diziye filan :)

@begonvilli ev,en güzelini yapıyorsun. söylediğin diziler benim de sevdiklerim arasında. zaten komedi dizilerini izlemek gerekiyor. gerçekten birkaç bölüm peşpeşe izleyince rahatlatıyor insanı hatta. bir sonraki yazımda insanı güldüren birkaç diziyi de özellikle ekledim :)

@mon clementier, ben de seni burada gördüğüme çok sevindim :) söylediğin çok doğru, araplar bizim bütün ağlak dizilerimizin hayranı. Arabeskler işte :))

crazywomenrosemary dedi ki...

Bu diziye sadece 3 bölüm katlanabildim..kanallar el birliği etmişcesine aile kavramının içine ediyorlar..Yaprak Dökümünde yeterince istismar edildik.Bu yıl karar aldım hiç bir diziye bakmıyorum tv de sadece haber ve N.COĞ. BELGESELLERİNE dalıyorum genelde,kitap,sosyal aktiviteler 24 saat yetmiyor zaten..:)

springoss dedi ki...

@cwrm, sen ne tatlı ne akıllı bir insansın. en güzelini yapıyorsun sevgili burçdaşım ;)